Mülakat

Ali Can Kanoğlu ile Şehir İslami İlimler’in Bosna Programına Dâir

  • Öncelikle kendini tanıtır mısın kısaca?1 - Kendim

Ben Ali Can Kanoğlu. Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunuyum. İslami İlimler son sınıf öğrencisiyim.

  • Nasıl başladı Bosna macerası? Gitmeden önce ne gibi hazırlıklar yaptınız?

Bosna’ya gitmeden önce yaptığım okuma-izleme gibi hazırlıklar sınırlı oldu. Kısa bir gezi yazısı, birkaç belgesel ve film izlemekle yetindim. TRT’nin ve Al-Jazeera’nın Bosna belgeselleriyle; Saraybosna’ya Hoşgeldiniz, Kar ve Kusursuz Çember filmlerini izledim. Bosna’yı tanımak için orada bolca vaktimin olacağını düşündüm. Nitekim öyle de oldu. Bosna yahut Balkanlardan gelen arkadaşlarımızdan da oralar hakkında bilgi aldım. Giderken yanında Bosna’yla alakalı kitaplar – mesela Aliya’nın kitapları – götürenler de oldu.

Ayırca bir önceki sene giden abilerimizin her türlü tecrübelerini dinledim. Örneğin hava koşulları hakkında aldığımız bilgiler olmasa yaz ayları diye yanıma sıcak tutacak bir şeyler almazdım. Bosna’da üç öğün yemek verilmeyeceği bilindiğinden herkes gelmeden valizine yiyecek bir şeyler doldurdu. Yemektir bulunur, pek önemli değil tabi de insan çevreyi tanıyıp alışana kadar biraz sıkıntı yaşayabiliyor.

Tabi farklı türden hazırlıklarımız da oldu. Gitmeden önce Saraybosna’yla kardeş şehir olan Konya’yı ziyaret ettim. 🙂

  • Gitmeden önce nasıl bilgilere sahiptin Bosna’yla ilgili?

Bosna’ya gitmeden önce orayla ilgili daha çok 92-95 savaşının çetinliği, Aliya İzzetbegoviç’in liderliği/Müslüman duruşu, Balkanların Osmanlı bakiyyesi oluşu gibi dillere pelesenk olmuş konular hakkında az-çok bilgi sahibiydim. Balkanların Osmanlı bakiyyesi oluşunun etkisi olsa gerek çoğu Türk gibi benim de Balkanlar hakkındaki düşüncelerim bir takım romantik hissiyattan ibaretti. Zaten Türkiye’den gelen biri için Bosna’nın birçok yerinde yürürken tarihi eserleri görüp “Bunu dedem yaptırdı, işte şunu da öteki dedem yaptırdı!” şeklinde bir gurura ve söyleme kapılmak işten bile değil.

Bunların yanında, coğrafyasının bizim Karadeniz’e benzediğini duymuştum. Zaten oradaki yeşilliği görünce bizim oralara benzettim ve bu sebeple olsa gerek kendimi başka bir ülkede gibi hissetmedim. Bosna halkının da Türklere karşı olan sevgisini biliyordum. Tabi bu sevgi şimdilerde biraz azalmış muhtelif sebeplerden dolayı.

“Balkanlar bizim” demek çok kolay gelmesine rağmen coğrafyası, etnik yapısı, dilleri, müzikleri, ilim adamları, dünden bugüne değişen algıları, dünya görüşleri, Müslümanlıktan anladıkları, yaşam tarzları, onların yaşadığı toprakları hâlâ Osmanlı bakiyyesi olarak gören bizlere bakışları, polislerinin tavırları, sevdalinkaları, yemek kültürleri, hastahaneleri, kafeleri, köyleri, giyinişleri, kültürel faaliyetleri ve bunlar gibi birçok konudaki durumlarından bihaberdim. Bosna’ya gitmek bunları öğrenmek için güzel bir fırsat oldu.

 

  • Günleriniz nasıl geçiyordu orada? Devamlı olarak gittiğiniz bir kurs veya kurum var mıydı?

Bosna’da kaldığımız süre boyunca bir Türk okulu olan Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde (IUS) Muhyiddin Mulalic hocanın nezaretinde ISS 411 ve 412 kodlu Dinler Tarihi dersine devam ettik. Sadece iki ders olunca programımız da çok yoğun olmadı. Seminerler dışında haftada sadece üç gün ders vardı. Bu bize Saraybosna’yı daha çok gezme ve tanıma imkânı verdi.

2 - Üniversite Bahçesinden İgman Dağları_na Bakış
Üniversite Bahçesinden İgman Dağları’na Bakış
  • Başka ne gibi ders ve seminerlere katılıyordunuz?

Resmi ders dışında Bosna’nın tarihi, edebiyatı ve kültürü hakkında birçok seminer ve toplantıya da katıldık.

Bosna’ya gittiğimiz ilk gün programın koordinatörü Salih abi yurtta bir toplantı yaptı. Bosna’dan ve neden burada olduğumuzdan bahsetti. Biraz Bosnalıları tanıttı, biraz da onlara yaklaşımımızdaki yanlışlıkları dile getirdi. Salih abinin “Bosnalılara akıl vermeyin arkadaşlar” cümlesi çok önemli bir cümle. 92-95 savaşında yaşananlardan dolayı Bosnalıları, amiyane tabirle, mücahit insanlar olarak tahayyül eden bizler bu uyarıyı ilk gün almasaydık Bosna insanını yerden yere vurur ve hatta vurduğumuz yerden hiç kaldırmazdık.

IUS tarih hocalarından ve aynı zamanda da Bosna Savaşı mücahid komutanlarından Admir Mulaosmanovic; Bosna’nın Osmanlı sonrası ahvâli, Bosna Savaşı ve Aliya’yı etkileyici bir şekilde anlattı. Bu hocamızın aynı zamanda Hayatta Kalma İmtihanı: Aliya’nın On Yılı (1990-2000) adlı Hece Yayınları’ndan çıkan bir kitabı da var.

Saraybosna Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ziyaretimizde okulun hocalarından Enes Karic bize Bosna’nın ilmi ve entellektüel dünyasından bahsetti. Bu çok aydınlatıcı bir ders oldu benim için. Bu kadar insan yetişmiş buralardan. Hepsini tek tek yazsak kısa kısa notlarla sayfalar alır. Yalnız dikkatimi çeken garip bir durum şu ki bu entelektüellerin ve ilim adamlarının, özellikle daha yakın dönemde yaşayanların, büyük kısmı Abduh, Reşit Rıza gibi isimlerden etkilenmişler. Bu da bize 1878’de bizden ayrılmalarına rağmen Osmanlı ve Mısır’daki ilmî geleneği ve İslamcılığı yakından takip ettiklerini gösteriyor. Enes Karic hocanın da Türkçe’ye çevrilmiş çeşitli kitapları bulunmaktadır.

 

Ahmet Alibasic hoca Türkiye, Mısır ve diğer İslam ülkeriyle olan ilmi ve akademik bağın İslami eğitim sürecindeki etkilerini anlatarak Bosna’daki İslami eğitim ve bunun tarihi hakkında bizleri aydınlattı.

ODTÜ tarih hocalarından Ömer Turan misafir hoca olarak yaptığı derste Balkanlar tarihine bakış açımıza yeni bir perspektif kazandıracak konulara değindi.

Ahmet Kulanic, Dayton Anlaşması sonrası bölgede kurulan siyasi yapıyı problem ve çıkmazlarıyla detaylı bir şekilde anlattı. Hocanın anlattığına göre ülke yönetimindeki sistemin karmaşıklığı, üç ayrı cumhurbaşkanı, altı ayda bir değişen hükümet ve çok sayıda bakan, nüfusuna oranla sayısı hayli fazla olan milletvekilleri ve bunların hepsine ödenen devlet bütçesinin %60’ına denk gelen pay ülke istikrarını tehdit eden sebeplerin başlıcaları.

Maarif Derneği ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda görevli ve Şehir’in Bosna projesine önemli katkıları olan Selim Cerrah Bey/abi/hocayla eski bir Bosna konağında (Maarif Derneği Bosna Şubesi) Şehir Bosna programın önemi, amacı ve geleceği üzerine uzunca konuştuk. Gazi Alperenler’den Sarı Saltuklar’a, Selçuklular’dan Osmanlılar’a, Yeseviler’den Ayvaz Dedeler’e Balkanlara taşığıdımız Türk-İslam tasavvuf geleneğini ve bunların geçmişte topluma kazandırdığı vasıfları yeni bir üslup ve bakış açısıyla bugün özelde Bosna, genelde tüm Balkanlara taşıyabilmenin imkânı hakkında güzel bir sohbet oldu. Hoca sorularımızı da gayet ciddi bir şekilde cevaplandırdı. Konağın son derece müessir olan mütevazı estetiği sohbetimizin tadını artıran etkenlerdendi.

Bunlara ek olarak kız arkadaşlar Nahla adında sadece hanımlara özel faaliyetler düzenleyen bir derneği ziyaret ettiler. Burada onlara kadınlara özgü akademik, iş sahası, kişisel gelişim ve sağlık alanında hizmet veren bu derneğin tanıtımı yapılmış. Çok memnun kalmışlar.

Burada zikrettiklerim katıldığımız programların genel muhtevasını anlatabilmek için birkaç nüveden ibaret.

  • Bunlarında dışında, oradaki hocalardan ziyaret ettiğiniz oldu mu?

Gorajda müftüsü, Mostar başimamı, Bogojna başimamı, , TİKA’nın restore ettirdiği Mevlevihane’de Mesnevi’yi balkanlarda yaşatan Mesnevihan Mehmed Karahodzic ziyaret ettiğimiz diğer hocalardı. Ayrıca benim gidemediğim ama arkadaşlarımın övgüyle bahsettiği Hacı Sinan Kadiri Tekkesi ile zikre gelen herkese fes giydirilen Meytaş Tekkesi’ne de zikir için birçok kez gittiğimiz yerlerdendi.

25 - Meytaş Tekkesi_nde Bir Zikir Çıkışında Dervişan
Meytaş Tekkesi’nde bir zikir çıkışında dervişan

 

  • Sosyal ortam hakkında neler söylersin Bosna’yla alakalı?

Sanırım Bosna’ya gitmeden birçok kişi daha mütedeyyin bir toplumla karşılaşacağını düşünür. Lakin oraya varınca beklenenin vaki olmadığı görülür. Bosna halkı İslam’a saygılı ama yaşantıları farklı. İçkili çok fazla mekân var. Özellikle gençler iyice uzaklaşmışlar İslami hassasiyetlerden. Orada birisi şöyle izah etmişti konuyu: “Şimdiki nesil her şeyi yapıyor ediyor, bir Hristiyan’la aralarında pek bir fark kalmadı. Her şeyi yapıyorlar ama mesela domuz etine yaklaşmıyorlar o yasak İslam’da diye. Ama İslam’da yasak olan başka şeyler de var, bunları önemsemiyorlar”. Vaziyet gerçekten de öyle gözüküyordu. İslam, bir kimlik orada. Slav kökenli halklar var, bunları birbirinden ayıran dinleri. Boşnakların da ayırt edici noktası Müslüman olmaları. Bunu belki şu şekilde açıklamak daha anlaşılır olur: Bosnalı bir Müslüman hiç namaz kılmayabilir, hatta içki konusunda da dikkatli davranmayabilir ama ona camileri kapatacaklar denilse hiç düşünmeden bu uğruda canını vermek de olsa büyük fedakârlıklar yapar.

 

Bosna’da tekke kültürü de çok yaygın aslında. İnsanlar hala rağbet ediyorlar tekkelere. Bu insanların dinle olan bağlantılarını koruyan hassas noktalardan gibi görünüyor Bosna’da.

Sanırım sanatla da yakından ilgileniyor Bosna halkı. Başçarşı’nın birçok sokağında kendi el emekleri olan resim, hat, ahşap işlemeciliği vb. ürünler satan dükkânlar var. Baktığınızda işlerini severek yapan güzel insanlar olduklarını anlıyorsunuz bu zevatın.

  • Bosna’ya gidecek arkadaşlara söylemek istediğin bir şey var mı?

Yemek, gezi vb. masrafları iyi düşünüp yanınızda ona göre bir meblağ götürmeniz sıkıntı çekmemeniz açısından önemli. “Her şey çok ucuz, çok harcama yapmazsın” gibi sözlere pek itibar edilmemeli. Sonuçta yolculuk hali, ne olur ne olmaz, hastalığı var, polisi var…

Bünyesi hassas olan arkadaşlar yanlarında temel ilaçlar götürebilir. Ayrıca orada da yiyip içtiklerine dikkat etmeliler. Örneğin Bosna’da musluk suyu içme suyu olarak kullanıldığı halde bu birçok arkadaşımızın sağlık problemleri yaşamasına sebep oldu.

Bosna’yı ilmek ilmek tanıyabilmek için yazın yakıcı havasını, ulaşımın zorluğunu ya da belirli harcamaları biraz gözardı ederek gezebildiğiniz kadar gezin. Bazen sadece sokakların arasında yürüyerek ya da oturup insanları izleyerek hoş ipuçları yakalamak mümkün.

Dersler dışında düzenlenen seminerlere (ilgi alanınıza girmiyor gibi görünenler olsa bile) mutlaka katılın. Çünkü bu seminerlerin her biri Bosna resminin bir köşesini tamamlıyor.

Bosnalılarla, özellikle gençlerle, daha çok iletişim kurmaya özen gösterin. Biz bunu pek başaramadık. Okulun Türk okulu olması bu açıdan bir dezavantaj oldu bizim için. Okuldaki öğrencilerin çoğu Türk idi. Okulun Türk olmayan bir öğrencisiyle tanışma fırsatım sadece bir kere oldu. O da okulda değil, Gazi Hüsrev Bey Camisi’nde tesadüfen oldu. O da Boşnak değil, Ganalı bir kardeşimizdi. Yani Bosnalı genç kuşakla pek muhatap olamadık ne yazık ki. Bunda yaz dönemi olmasının etkisi de var elbette.

  • Bizleri kırmayıp sorularımızı cevapladığın için çok teşekkür ederiz

Ne demek, ben teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiğiniz için.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s