Bizlik Şeyler

“Ameller cesetler gibidir, onlara ruh veren şey ise ihlastır.” – Hikem-i Atâiyye’den Seçme 7 Hikmet

İbn Atâullah el-İskenderî -Allah ondan razı olsun- hikmetleriyle bize, bizden bahsederek kulluğumuzu, sadece O’na kul olduğumuzu hatırlatıyor. Aşağıdaki hikmetlerde kendimize bir pay bulmak ümidiyle…

*Kapak görseli:
“Ey insan! Seni engin kerem sahibi Rabbine karşı aldatan nedir?” (İnfitar Sûresi, 6. Ayet)
Hat: Hüseyin Kutlu.
Tezhip: Abdullah Aydemir.
Kaynak: kalem-guzeli.org

Hikem-i Atâiyye’den Seçme 7 Hikmet

1. Hikmet

.مِنْ عَلاماتِ الاِعْتِمادِ على العَمَلِ، نُقْصانُ الرَجاءِ عند وجودِ الزَلَل

Tercümesi: Günah işleyince ümidin azalması, amele güvenmenin alametlerindendir.

Manzum Tercüme:
İtimâd-ı tâate oldu delîl
Masiyet vaktinde noksân-ı recâ

Açıklama: İnsanlar iki gruptur: 1. Allah’a güvenenler ve 2. kendi amellerine güvenenler. Allah’a güvenmekten kasıt, O’nun cennetine ve cemaline nail olmanın ancak O’nun lütuf ve keremi ile olabileceğini düşünmektir. Amele güvenmekten kasıt ise, kişinin, cenneti kendi taat ve ibadetleri sayesinde hak ettiğini düşünmesidir.

Buradan da anlaşılacağı gibi ameline güvenen kimseler Allah’ın mükâfatlarını kendilerinin çalışarak kazandıklarını düşünürler, bu da nefsi yüceltmeye ve kibre yol açar. Allah’a güvenenler ise bir insanın hayatı boyunca ifa edebileceği ibadetlerin, Allah’ın nimetlerinin karşılığını vermeye asla yetmeyeceğine, bundan dolayı O’nun mükâfatını elde edebilmek için mutlaka O’nun ihsanına ve ikramına gerek olduğuna inanırlar. Bu da nefsi öldürmenin sonucunda gerçekleşir.

Amellerine güvenen kimseler, Allah’ın mükâfatlarını amelleri sayesinde kazanacaklarını düşündüklerinden, herhangi bir günah ve hata işlediklerinde umutsuzluğa düşerler. Zira onlara göre o amel olmadan onların, Allah’ın mükâfatına nail olmaları mümkün değildir. Fakat Allah’a güvenenler bir günah işlediklerinde umutsuzluğa düşmezler, çünkü onlar zaten mükâfata ulaşmak için amellerinin varlığına değil, Allah’ın lütfuna güveniyorlardır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Biliniz ki hiçbiriniz ameliniz sayesinde cennete girmeyeceksiniz.” Ashâb-ı kirâm, “Sen de mi ya Rasulullah?” diye sordular. O da: “Allah beni rahmetine gark etmedikçe ben de.” diye cevap verdi.[1]

Not: Bu hikmet, “benim kalbim temiz, ibadet etmeme gerek yok, Allah beni affeder” türü söylemlere kapı aralıyor gibi gözüküyor, ama burada müellifin kastı kesinlikle amellerin önemsizliği değil. Müellif sadece kurtuluşa erme konusundaki esas güvencemizin amellerimiz (ve dolayısıyla nefsimiz) değil, Allah’ın lütfu ve rahmeti olması gerektiğini söylüyor.

 

5. Hikmet

.اِجْتِهَادُكَ فِيمَا ضَمِنَ لَكَ، وَ تَقْصِيرُكَ فِيما طَلَبَ مِنْكَ، دَلِيلٌ عَلَى انْطِمَاسِ الْبَصِيرَةِ مِنْك

Tercüme: Sana tahsis edilen (rızık) için gayret etmen ve senden istenen ibadeti ihmal etmen, sendeki basiretin körleştiğine delildir.

Manzum Tercüme:
Rızk-ı mazmunda gayretle ibadette kusur
Oldu kör olduğuna dîde-i kalbin burhan

Açıklama: Sözden anlaşılıyor ki, basiretin körleşmesi iki şeyin birlikteliğiyle olur: Allah’ın kişiye zaten vereceği rızkı talep etmede tevekkülsüz çabalama ve amelde özensizlik. İbadeti ihmal etmemek suretiyle, rızık talep ederek çalışmaya gelince, bu helaldir. Zira bu durum, şu hadis-i şerifin kapsamına girer: “Kim helal lokma kazanmak için iş yapmaktan dolayı yorulmuş olarak gecelerse, günahları bağışlanmış olarak gecelemiş olur.”[2]

 

6. Hikmet

لَا يَكُنْ تَأخُّرُ أمَدِ العَطَاءِ مَعَ الإلحاحِ في الدُعاءِ مُوجِبًا لِيَأسِك، فهو ضَمِنَ لك الإجابَةَ فيما يختارُهُ لَك، لا فيما تَخْتارُه لِنَفْسِكَ، وفي الوَقْتِ الذي يُريد، لا في الوَقْتِ الذي تُريد

Tercüme: Duada ısrarcı olduğun halde (Allah’ın karşılık) verişinin gecikmesi seni ümitsizliğe sevk etmesin. Allah, senin için seçtiği şeyi sana verir, senin kendin için seçtiğini değil. Ve istediği vakitte verir, senin istediğin vakitte değil.

Manzum Tercüme:
Devam üzre dua eyler iken dergâh-ı Yezdân’a
Teehür mûcib-i ye’s olmasın hiç vakt-i itâada

Fakat ber-vefk-i kâm olmaz kabûlü çünkü zâmindir
İrade ettiği yerde, murad ettiği eşyada

Açıklama: Kul mutluluğu kendi iradesinde değil, Hakk’ın iradesinde aramalıdır. Çünkü Cenâb-ı Hak işlerin sonunu bilir. Allah kişi için neyin hayırlı olduğunu ondan daha iyi bilir. Belki (bir nimetin) verilmemesi, nimetin ta kendisidir. Belki Allah kişiyi bir şeyden men etti ve (bu ona verdiği bir) nimetti; belki de ona (nimetinden) verdi ve onu (bir şeyden) menetti. Duana icabet, O’nun istediği vakit olur.

Musa (a.s.) sabrına sahip ol. Sabretme ve acele etmeme kul için evlâdır. Hz. Musa’nın (a.s.) Firavun’a ve kavmine beddua ettiğini ve Hz. Harun’un (a.s.) “Rabbimiz! Onların mallarını silip süpür” diyerek kavmini sakinleştirdiğini görmüyor musun? Ki her ikisinin duasına 40 sene sonra icabet edildi.

Ve bir hadiste şöyle buyrulur: “Muhakkak ki Allah, duada ısrarcı olanları sever.”[3]

Bir rivayet de şöyle gelmiştir: “Allah, mümin bir kulunun duasına icabet etmek için Cebrail’i görevlendirir ve ona ‘Onun duasına icabet etmede acele etme, çünkü ben mümin kulumun sesini duymayı severim.’ der.”[4]

Ey talip! Allah’ın sana emrettiği duayı yerine getir. O’nun muradına da teslim ol. O sana icabet eder.

 

10. Hikmet

.الأعْمَالُ صُوَرٌ قَائِمَةٌ، وَأرْوَاحُهَا وُجُودُ سِرِّ الإخْلَاصِ فِيهَا

Tercümesi: Ameller cesetler gibidir, onlara ruh veren şey ise ihlastır.

Manzum Tercüme:
Suver-i kâime oldu ‘amâl
Ruhtur anda vücûd-ı ıhlâs

Açıklama: Ameller bedenlere benzer, cesetler gibidirler. Bu cesetlerin, yani amellerin ruhu ise ihlasla yapılmalarıdır. Nasıl ki ruhsuz beden hiçbir işe yaramaz ise, içinde ihlas bulunmayan amel de insana kambur olmaktan başka bir işe yaramaz.

İhlas dediğimiz şey kişiden kişiye ve amelden amele değişen bir olgudur. Her işi ihlasla yapmamız gerekmektedir fakat ihlas dediğimizde ilk olarak aklımıza gelmesi gereken şeyin “kulun Allah’a olan amellerindeki ihlası” olmalıdır.

Kulun ibadetlerindeki ve amellerindeki ihlas nedir? Hayırlı amellerin riyadan ve nefsine hoş gelen şeylerden uzak ve aynı zamanda gizli olmasıdır. O ameli sevabını talep ederek ve cezasından korkar bir şekilde yalnızca Allah için yapmaktır ihlas. İhlaslı ameli en çok hak eden de şüphesiz ki Allah Teâlâ’dır.

 

13. Hikmet

كَيْفَ يُشرَقُ قلبٌ صورُ الأكوانِ مُنْطَبِعَةٌ في مِرْآتهِ؟
أمْ كيف يَرْحَلُ إلى اللهِ وهو مُكَبَّلٌ بِشَهَوَاتِهِ؟
أم كيف يَطْمَعُ أنْ يدخُلَ حَضْرةَ اللهِ وهو لم يَتَطَهَّرْ من جَنَابَةِ غَفَلاتِهِ؟
أم كيف يرجُو أنْ يَفْهَمَ دَقائِقَ الأَسْرارِ وهُو لم يَتُبْ مِن هَفَواتِهِ؟

Tercümesi: Kalp, kendi aynasına yansıyan bin bir türlü şeyin arasından nasıl sıyrılıp da çıkabilir? Ya da şehvetler ile eli kolu bağlı iken Allah’a nasıl irtihal edebilir? Ya da gafilliğinin verdiği necislikten temizlenmemiş olduğu halde nasıl Allah’ın huzuruna çıkmak isteyebilir? Hatalarından hala daha tövbe etmediği halde nasıl olur da âlemin sırlarını anlamak isteyebilir?

Manzum Tercüme:
İntibâ-ı suver-i halk ile muzlim-i vicdân
Nûr-i Hak onda ne keyfiyetle olur berk-efşân

Yol alır mı acaba Hakk’a, esîr-i şehvet
Olmayan pâk, ola mı dâhil-i bezm-i Hazret

Fehm-i esrâr-ı ilâhîyi nasıl eyler ümîd
Tarik-i tövbe olan abd-i günahkâr-ı anîd

Açıklama: Sükûn ve hareket, aydınlık ve karanlık gibi zıtların bir araya gelmesi muhal olduğu gibi şu şeyler de bir araya gelemez: Kalp ve vicdan temizliği gerektiren Hak huzur, hicab ve hasret gerektiren şehvet ve gaflete ters düşer. Zühd ve takva meyvesi olan incelikleri anlama hasleti, kasıtsız da olsa günahta ısrara aykırıdır. Allah’tan başkasına meyletmek ile marifet arzusu birbirleriyle uyuşmaz.

“Padişah konmaz saraya, hâne ma’mûr olmadan.”

Kuldan istenen aslında 4 şey vardır: Kalbine dönmesi, Allah’a irtihal etmesi, Allah’ın huzuruna temiz çıkması ve âlemin sırlarını okuyabilmesi.

Bunları da engelleyen 4 şey vardır: Kalbin aynasına kalbin kendinden başka şeylerin yansıması, şehvetlerin insanoğlunun elini kolunu bağlaması, gafletten temizlenmemek ve hatalara tövbe etmekten kaçınmak.

 

19. Hikmet

.لَا تَطْلُبْ مِنْهُ أنْ يُخْرِجَكَ مِنْ حَالَةٍ لِيَسْتَعْمِلَكَ فِيمَا سِوَاهَا، فَلَوْ أَرَادَكَ لَاسْتَعْمَلَكَ مِنْ غَيْرِ إخْرَاجٍ

Tercümesi: Allah’tan sırf hırsın için seni bulunduğun halden çıkarıp da kullanmasını isteme, O isteseydi zaten o halden seni çıkarmadan da kullanırdı.

Manzum Tercüme:
Talebkâr-ı hurûc olma tahakkuk ettiğin halden
Murâd etse seni Mevlâ bilâ ihrâc eder i’mâl

Açıklama: Dinî ve dünyevî olarak şeriata muvafık olduğun bir halde iken, bir başkasının daha üstün konumunu görüp de, sırf o “daha üstün” olan konuma ulaşmak için Alah’tan senin halini o hale yükseltmesini isteme. Allah’ın seni koyduğu konum, içinde bulundurduğu hal zaten senin için en iyi ve en uygun olandır. Senin için en hayırlı olan yerdesindir zaten, sırf hırsından dolayı kendin için hayırlı olandan yüz çevirme. Zaten Allah isteseydi seni ister o halden çıkarıp da kullanır ister seni o halden çıkarmadan kullanırdı.

Ama eğer ki bulunduğun hal, dinî ve dünyevî olarak şeriata muvafık olan bir hal değil ise, işte o zaman Allah’a bu hali değiştirmesi için dua et. Çünkü asıl içinden çıkılması gereken durum, böyle bir durumdur.

 

32. Hikmet

  .تَشَوُّفُكَ إلَى مَا بَطَنَ فِيكَ مِنَ العُيُوبِ، خَيْرٌ مِنْ تَشَوُّفِكَ إلَى مَا حَجَبَ عَنْكَ مِنَ الْغُيُوبِ

Tercüme: İçindeki bilmediğin, sana gizli kalan ayıplarını bulmaya çalışman, bilmediğin (ve bilmen gerekmeyen) şeyleri araştırıp soruşturmandan daha hayırlıdır.

Manzum Tercüme:
Talebkâr-ı ğuyûb olmaktan elbet
‘Uyûb-u zâtını bilmek güzeldir

Açıklama: Kişi kendinin farkında olmadığı kibir, haset ve riya gibi kalp hastalıklarına karşı dikkatli olmalıdır. Kendinde bu hastalıklardan olup olmadığını araştırmalı ve bu hastalıklardan kalbini temizlemeye çalışmalıdır. Çünkü kişinin bunlardan kurtulmaya çalışması onun daha iyi bir kul olmasına ve kurtuluşuna sebeptir. Ama kişi kendine gizli olan bu ayıplarını, bu kalp hastalıklarının tedavisiyle ilgilenmez, aslında üzerine çok da vazife olmayan başka bazı meselelerle ilgilenirse doğru bir iş yapmış olmaz. Bu meseleler başkalarının işleriyle ilgili olabildiği gibi, insanın ulaşamayacağı bazı ilahi sırlar da olabilir. Kişinin kendi ayıplarıyla ilgilenmesi ve onları düzeltmenin yollarını araması, diğer gaybî bilgilerle ilgilenmesinden çok daha önemli ve evladır.

“Çeşm-i insâf gibi kâmile mîzan olmaz
Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz”

…………..

[1] Buhârî, el-Câmiu’s-sahîh, Rikâk, 18.

[2] Taberânî, el-Mucemü’l-evsat, 2/289.

[3] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî, 11/98.

[4] İbn Receb, Nuru’l-iktibâs, 3/171.

 

Not: Hikmetlerin açıklamaları hazırlanırken İbn Abbad, Şernubi ve Hafız Ahmed Mahir Efendi’nin şerhlerinden istifade edilmiştir. Manzum tercümeler Sufi Kitap Yayınları’ndan çıkan Hafız Ahmed Mahir Efendi’nin Hikem-i Atâiyye şerhinden alınmıştır.
Bu yazı bir kitap okuma etkinliğinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Katkılarından dolayı Rıdvan Talha Yücedağ, Mahmut Zahit Ergün, Feyza Nur Turan, Abdullah Bardakçı, Abdullah Acun, Abdülkerim Auwal, Onur Şeh, el-Habib Algoni ve hocamız Muhammed Raşid Derşevi‘ye teşekkür ederiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s