Gezi Yazısı

Kudüs’e gitmeden önce Kudüs nasıl özlenilir, onun için nasıl dertlenilir bilmiyordum

Şehir İslami İlimler öğrencisi Gülizar Yıldırım, Kudüs gezisine dair notlarını bizlerle paylaştı:

Bismillahirrahmanirrahim…

Bir Kudüs yolculuğuna hazır mıyız inşallah?

Amman’dan Kudüs’e doğru uzun ve yoğun bir yolculuk… Yahudilerin nasıl bir muamelede bulunacağından bihaber gergin bir hazırlık temposuyla sabah namazı vaktinden sonra telaşlı bir şekilde otobüse hareket. Amman ve İsrail arası 1 saat kadar kısa bir mesafe fakat önceki giden kardeşlerimizden alınan duyumlara göre sırf biz Müslümanları bezdirmeye yönelik bazen 5 saat kadar bekletiyorlarmış.

Ekibin neredeyse tamamı Arapça biliyor, ancak birçoğumuz Arapça bildiğimizi dahi gizledik ki çok bekletmesinler. Sınıra vardık ve İsrail askerleri pasaport kontrolü için otobüse bindiler. O ne binmek! Sadece pasaport kontrolü için üzerine giyinmiş oldukları teçhizat sayısız ve bize dönük bir o kadar nefret dolu suratlar… Elhamdülillah! Bize karşı pek bir bezdirici tutumları olmadı ve sınırı geçtik. Artık içerideydik ve bir atmosfer ancak bu kadar değişebilirdi. Bu değişikliği açıklamam gerekirse şöyle başlamalıyım: Ürdün çok kurak bir bölge ve bu kuraklık o kadar fazla ki ülkenin tamamı aynı renk denilebilir. Bu az çeşitli renk skalasından sonra Filistin, adeta büyüleyici bir güzelliğe ve atmosfere sahip olduğunu tüm ihtişamıyla önümüze serdi.

Hz Musa Makamı
Hz. Musa’nın Makamı

Bir anda etraf meyve ağaçları ve mütebessim Müslüman halkla donandı. Eriha şehrine girmiştik artık. Aslında Eriha çok sıcak bir bölge olmasına rağmen peygamberlerin bu toprak üzerindeki bereketleri olacak ki sıcak bizi rahatsız etmedi aksine heyecanımızı arttırdı. Eriha şehrinde ilk ziyaret edeceğimiz yer Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) makamıydı. Bir dipnot gerekirse, makamlar, medfunun bulunduğu yerler değildir, oradan geçmiş veya orada kısa süre bulunmuş olması dolayısıyla kişinin anısına inşa edilir; fakat bazıları medfunun burada bulunma ihtimali olduğundan da söz eder. Bu ihtimaller olsun olmasın bu makamın olduğu yerdeki huşû her yerde bulunabilecek bir lezzete sahip değildi. Fatihalarımızı okuduk, mescid namazlarımızı kıldık ve Kudüs’ e doğru devam ettik.

Yorgun bir şekilde otobüs camlarından Yahudi mahallerinin temiz ve nizamlı oluşu süzülürken Kubbetü’s-Sahrâ gözüktü uzaktan. O an otobüsteki her Müslümanın heyecanı görülmeye değerdi. Kubbetü’s-Sahrâ otobüsün ne tarafında kalıyorsa kafalar oraya dönüyor herkes bir an önce oraya varmak istiyordu. Tabi bundan önce Zeytin Dağı’na çıkıp buradan Kudüs’ü panoromik bir şekilde izledik. Zeytin Dağı, üç tek tanrılı dinin kitabında geçen ortak bir kavram olup dağın üç dinin her birinde farklı bir yeri vardı. Üç dinin bu ortak noktasını çözümlemek için bir kere Zeytin Dağı’na çıkmanız ve etrafı izleyerek kiliselerin, sinagogların, mescidlerin ve tabi ki ortada Kubbetü’s-Sahrâ ve Mescid-i Aksâ’nın iç içeliğine şahid olmanız yeterli olacaktır. Aynı zamanda burası yüksek bir tepe olduğundan yanına yaklaşmak istemeyebileceğiniz dindar Yahudileri de görme fırsatı bulabilirsiniz. Ayrıca Selman-ı Fârisî ve Râbiatü’l-Adeviyye gibi iki önemli zâtın makamlarını da burada ziyaret ettik.

Zeytin Dağından Mescid-i Aksa
Zeytin Dağı’ndan Mescid-i Aksa
King David
King David

Artık Muhammedî nura daha da yaklaşmanın heyecanıyla gezimize Sion Dağı’na doğru devam ettik. Hristiyanların inancına göre Hazreti İsa (aleyhisselam) bu tepede çarmıha gerilmiştir. Sion Dağı bir dağ olarak bilinmesine rağmen çok yüksek bir tepe değildir. Burada Hazreti Davud Peygamber’in (aleyhisselam) makamını ziyaret ettik. Yahudilere göre Hazreti Davud (aleyhisselam) bir peygamber değil onların geçmişteki çok güçlü bir kralıdır ve onlar da kendi inanışlarına göre kralları için anıt mezar gibi makam inşa etmişler. Yapının içine girdiğimizde başörtülü olduğumuz için sıkıntı yaşamadık fakat erkek arkadaşlardan kafalarında herhangi bir şapka veya takke yer almadığı için kipa takmalarını istediler. Onlara göre kutsal olan bu mekânda Hazreti Davud’un (aleyhisselam) yattığına inanılan kabrin bir kısmı erkeklerin tarafında bir kısmı kadınların tarafında olacak şekilde ayrılmıştı ve Yahudiler başında ağlıyorlar, İbranice cümleler sarfediyorlardı. Bu anı fotoğraflamak isteğimizde birkaç Yahudi kadının çok sinirli bakışlarına maruz kaldık.

Uzun süren makam ve kabir ziyaretlerinin ardından artık Mescid-i Aksâ’daki ilk namazı eda etmeye gelmişti sıra… Otele girip eşyalarımızı bıraktık, abdestleri tazeledik ve akşam namazı için Mescid-i Aksâ’ya doğru yola koyulduk. Otelimiz çok yakın olduğu için namazlara hep yürüyerek gittik ve tabi ki bu bizlere sokakları da keşif imkânı sağladı. Kudüs denilen bölge tam olarak neresi, gittiğinizde anlıyorsunuz. Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa ortada yer alacak şekilde, surlarla çevrili bu bölgenin tamamına Kudüs deniliyor. Surlardan içeri girince labirent gibi yollardan ortaya doğru ilerliyorsunuz ve ilerlerken şehrin içindeki küçük evleri de gözlemleme fırsatınız oluyor. Yoldaki seyyar satıcılar da bu sokaklara çok başka bir tat katıyorlar. Bu surlara çok büyük yatırımlar yapan kişi Kanuni Sultan Süleyman imiş. Rüyasında Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine “Evimi koru!” diye buyurunca ceddimiz buraya çok büyük yatırımlar yapmış. Allah ondan razı olsun. Bu surlar içindeki bölge eski Kudüs diye biliniyor. Yeni Kudüs şehrin genişlemesiyle eklenmiş kısımlardan oluşuyor.

20160811_192146

İlk namazlarımızı kıldıktan sonra Mescid-i Aksâ’nın yer altı mescidlerini keşfetmenin vakti geldi. Aksâ, içinde çok fazla mescid bulunduruyor. Aslında ilk mescide adım attığınızda size genişçe bir mescid gözüküyor fakat küçük eğimlerle diğer mescidlere geçişler sağlanıyor ve bir an için kendinizi uçsuz bucaksız bir mescidde gibi hisedebilirsiniz. Bu mescidlerden birinde aynı zamanda zeytinyağı deposu bulunmakta ve önceden kandilller için kullanılmaktadır. Eskiden buraya gelmesi nasip olmayan birçok kişi zeytinyağı gönderirmiş.

Mescid-i Aksâ’dan sonra Kubbetü’s-Sahrâ… Burada Muallak taşı görülmeye değer. Rivayete göre Peygamberimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kadem-i pâkı bu taşa değer ve kendisi buradan göğe yükselir. Bu büyük taşın altı boşluk olduğu ve bir şeye dayanmadığı rivayet edilir. Bu boşlukta da küçük bir mescid yer alıyor ve orada da namaz kılmanın hissi anlatılamayacak kadar güzel.

Sonrasında Hristiyanlar için kutsal olan Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) çarmıha gerildiği ve gömülüp göğe yükseldiği kiliseyi ziyaret ettik. Burası Hristiyanlar için büyük önem taşıyor, burayı ziyaret edip kendi dinlerince hac yapıyorlar. Onlar için ne kadar önem taşıdığını etraftaki taşları ve mekânları öpmelerinden anlayabiliyoruz. Fakat kiliselerine girmemize sıkıntı çıkarmıyorlar çünkü Kudüs çevresindeki Hristiyanlar daha barışçıllar. Bu yakınlarda Hazreti Meryem validemizin Hazreti İsa’yı (aleyhisselam) doğurduğu mağara da bulunuyor (Hristiyan kaynaklarına göre). Kudüs’ten uzaklaşıp diğer şehirleri ziyaret etmeden Ağlama Duvarı’na girmek istedik fakat Müslüman olduğumuz için alınmadık. Hâlbuki Ağlama Duvarı’nın Yahudiler’in tarihinde çok bir önemi yok ancak bizim tarihimizde Peygamberimizin’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bineği Burak’ı buraya bağladığı rivayet edilir.

Ağlama Duvarı
Ağlama Duvarı

Kudüs’ün iç keşfinden sonra Beytü’l-Lahm ve El-Halil şehirlerine gittik. Bu iki şehirde adeta hüzün hâkim gibiydi. Buralar da Kudüs’e göre Yahudi’nin bıraktığı yaralar daha fazlaydı ve bu yaraları yüzlerde görmek mümkündü. El-Halil şehrinde hayatınızda ziyaret edebileceğiniz çok güzel yerlerden biri peygamber kabirleridir. Bakınız burası çok önemli: kabirleri! Burada yaşadığım heyecan ve huşû çok derindi. Şöyle ki Hazreti İbrahim, Hazreti Yusuf ve Hazreti Yakup (aleyhimüsselam) ve Hazreti Sare annemizin kabirleri buradaydı. Ne yazık ki burası Yahudilerle ortak kullanılan bir yer olduğu için Hazreti Yusuf (aleyhisselam) arada kalıyor ve Hazreti Yakup (aleyhisselam) ise Yahudilerin tarafında kalıyordu. Yahudi ve Müslümanlar için mescidi bölen kapıya kulağınıza yaklaştırdığınızda Yahudilerin sesli ibadetlerini duymanız mümkün. Bu kapı bizim bayramlarımızda açılıyor ve tüm mescid Müslümanların oluyor. Maalesef aksi de Yahudi bayramlarında oluyor ve ne yazık ki Yahudilerin bu mescidleri çok güzel kullandığı söylenilemez.

Turumuzun bitiyor olması yürekleri burkuyordu tabi… Çünkü burası bizim mescidimiz ama gelin görün ki burayı gezmek için Yahudiden ancak 3 veya 4 günlük vize çıkarabiliyoruz. Kudüs çok başka ey Müslüman, Kudüs çok ana! Bir Müslüman olarak Kudüs’e gitmeden önce Kudüs nasıl özlenilir, onun için nasıl dertlenilir bilmiyordum.

20160811_192139

Şimdi aklımda hep Kudüs, kalbimde hep Kudüs! İmkân bulan gitmeli, görmeli… Zorluğundan, Yahudi’den çekinmemeli! Biz Müslümanlar ki ne kadar Kudüs’e gidersek o kadar bizim mescidimiz olduğunu anlarız. Kudüs sadece Filistinliler’in değil, Kudüs hepimizin! Allah cümle Müslümanlara Beytü’l-Makdis’i görmeyi nasip etsin.

Gülizar Yıldırım

*Bu yazı Dörtaltı dergisinin eylül sayısında yayınlanmıştır.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s