Mülakat

“Türkiye ilmî açıdan çok aktif.” Hamza el-Bekrî ile Mülakat

Türkiye’de ders veren Arap kökenli hocaları tanımaya devam ediyoruz. Hamza el-Bekri hocayla İslami ilimler tahsili ve Türkiye’deki ilmi ortam hakkında konuştuk. Abdullah Bardakçı sordu.

Hocam, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Tabii ki, İsmim Hamza el-Bekrî. Aslen Filistinliyim, Ürdün’de doğdum, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Ürdün’de okudum. Doktorayı hadisten yaptım. Tezim “hadis rivayetlerinde olayların taaddüdü” konusu üzerine. Doktorayı bitirmeden önce kelam ve akaide meylim vardı. Doktoramı bitirdikten sonra bu daha da arttı. Ve şimdi de Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinde çalışmalarımı daha çok kelam ve akaid üzerine sürdürüyorum.

 

Peki hocam, Ürdün’de İslami İlimler öğretiminin yöntemi nedir?

Tabi ki birden fazla yöntem var, klasik yöntem ve akademik yöntem. Klasik yöntem 20-30 sene önce ben okurken zayıftı, fakat şimdi birçok kademe ilerledi ve şu an klasik medreseler daha güçlü halde. Klasik eğitimin zayıf olması sebebiyle okurken birçok problemle karşılaştım. Bu yüzden akademik kurumların dışından hocalar arıyordum. Tabi bu kolay olmuyordu.

 

Peki, klasik eğitimde karşılaşılan zorluklar nelerdi?

Ürdün’de İslami İlimler öğretimi için özel vakıflar, medreseler veya dernekler yoktu. Sadece akademik kuruluşlar vardı ve akademik kurumların klasik kurumlardan farklı, ayrı bir yöntemi vardı. Tabi ki akademik kuruluşların da artıları var ve tabi ki klasik kurumların akademik kurumlarda olmayan birçok olumlu yönleri var. Biz de akademinin olumlu yanlarına eklemek için klasik yöntemin bu yararlarına ihtiyaç duyuyorduk. Akademinin artılarını tahsil etmiştik. Sırada ise başka artı yönleri tahsil etmek kalmıştı. Ama bunu da elde etmek kolay olmuyordu.

En çok da Ürdün’e bir vesileyle gelenlerden yararlanıyorduk. Mesela yazları bazı hocalar çeşitli konferanslar için Ürdün’e geliyorlardı, biz de onlardan istifade ediyorduk. Irak’taki savaş da bu açıdan etkili oldu. Oradaki savaş sebebiyle Irak’tan bazı hocalar Ürdün’e geliyorlardı. Şimdi de Suriye’de olduğu gibi. Biz de onlardan istifade etmeye çalışıyorduk.

 

Hocam, gayri resmi olarak veya üniversitede ders vermeye ne zaman başladınız?

Klasik anlamda ders vermeye 2006’da yüksek lisans yaparken başladım. Amman’da bir hocanın klasik ilimleri öğretmek için kurduğu bir merkez vardı. Yüksek lisansım esnasında orada hadis ve akaid okutuyordum.  Ama akademik anlamda ders vermeye 2013’te İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde başladım.

 

Bildiğimiz üzere ve sizin de az önce söylediğinize göre lisans, yüksek lisans ve doktorada hadis alanında çalışmışsınız ve şu an akaid ve kelam alanında dersler veriyorsunuz. Bu nasıl oldu, bir değişimden söz edebilir miyiz?

Bu bir değişim değil, hâlâ bazı eser telifleri ve tahkikler ile hadis çalışmaya devam ediyorum, fakat çalışmalarımın çoğu kelam üzerine. Bana göre bu, bir alanda uzmanlığa ek olarak ikinci bir uzmanlık eklemek gibi, yani asıl uzmanlığım hadis iken sonrasında buna kelam uzmanlığını da ekledim. Buna önceden beri içimde olan kişisel bir meyil de diyebiliriz. Yüksek lisansa hadis alanında başladığımda Ürdün Üniversitesi’nde kelam alanında yüksek lisans imkânı yoktu ve ben de hadis alanında yüksek lisansa başladım ama kelam çalışmak da istiyordum, fakat şartlar hadise girmemi gerektirdi. Ama hadise karşı da ilgim vardı, kelam da hadis de benim ilgimin olduğu alanlardı.

 

Hocam, İstanbul’a gelmeye ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

Aslında burada çalışmaya başlamadan önce ilmî konferanslar için Türkiye’ye iki kere geldim. 2008’de Sivas’a ve 2010’da Diyarbakır’a geldim ve iki ziyaretimde de İstanbul’da biraz kaldım. Türkiye’ye gelme isteği içimde vardı ve iş teklifi gelince de tereddüt etmeden hemen kabul ettim.

 

Ürdün’de de İslami İlimler eğitimi olmasına rağmen Türkiye’ye gelmeyi istemenizde ne etkili oldu?

Türkiye’yi diğer yerlere tercih etmemin sebeplerinden birincisi Türkiye’nin İslam hilafetinin ve medeniyetinin merkezi oluşu sebebiyle şerefli ve yüce bir tarihi olması. İkinci olarak, Türkiye şu an, İslam dünyasında ehl-i sünnetin merkezi konumunda. Çünkü Arap memleketlerinde sünni ekol, selefi ekolle karışmasından dolayı zayıfladı. Ya da daha dakik bir ifadeyle, Arap dünyasında ehl-i sünnet mezheplerinin kendi içinde hizipleşmeler çoğaldı ve bu durum ayrışmalara yol açtı. Ama Türkiye, sağlam sünni yapısını muhafaza etmekte. Üçüncü sebep ise kişisel bir sebep, belki de mezhep meselesi. Ben Hanefi’yim, Türkler de Hanefî. Ürdün’ün ise büyük orada Şafii olduğu söylenebilir. Benim Zahid el-Kevserî ile olan bağım da buraya gelişimde beni teşvik etmiş olabilir. Çünkü ben Kevserî ekolündenim ve onun bazı kitaplarına hizmet ettim. Bunun gibi bazı sebepler etkili olmuş olabilir.

 

Peki, Türkiye’yi ilmî, akademik gibi açılardan nasıl buldunuz?

Konferansların, sempozyumların, programların, vakıfların ve medreselerin çokluğuyla Türkiye ilmî açıdan çok aktif. Bunların çokluğuyla bile Ürdün’den daha çok ve tabi ki Körfez ülkelerinde kat kat daha aktif. Fakat Türkiye’de ilimlerin tarihine verilen önem, ilmî meselelerin kendilerinin ele alınmasına verilen önemden çok fazla. Yani örneğin Türkler bir ilmi çalıştıkları zaman o ilmin üzerine tarihte neler yapıldığına çok önem veriyorlar -bu anlamda yapılan ciddi çalışmalar gördüm- ama bu konularda derinleştikleri kadar aynı ilmî meselelerde tartışma konularının, ayrılıkların, yapılan çıkarımların ve konuyla ilgili verilen hükümlerin ele alınıp incelenmesi konusunda pek bir çalışma yok gibi. İlimlerin tarihi konusunda derinleşmek bir yandan olumlu tabii ki, başka bir açıdan olumsuz yönleri de var. Aynı diğer üslubun da faydaları olmakla beraber olumsuz yanlarının da olması gibi.

 

Hocam, son olarak, ilim talebelerine genel anlamda tavsiyeleriniz nelerdir?

Onlara öncelikle devamlılığı tavsiye ediyorum. Çünkü devam ve istikrar olmadan her şey zayi olur. İlk merhalelerde ilimden ne kazanılırsa kazanılsın sonraki zamanlarda devam edilmez ve üzerine eklenmezse öğrenilen her şey zayi olur. Bu yüzden devamlılığa dikkat etmeliler. Sonra, ilim talebesinin kendini inşasında tedrici bir yol izlemesi gerekir. Örneğin talebe, önce en kolay kitaptan başlar, sonra daha zorunu, sonra daha zorunu okumaya devam eder ve bu şekilde ilimde yükselir. Sonra her öğrenci kendi meylini ve rağbetini gördükten sonra uzmanlaşmak istediği alana göre çalışmaya başlar. Öğrenci bu şekilde hadis mi, kelam mı, fıkıh mı, tefsir mi istediğini görür ve hangi alanı istiyorsa o alanda kendini güçlendirmeye çalışır.

İlim talebesi için önemli olan hususlardan bir diğeri de ilmi hayatında eleştiri yapabilmesidir. Tabi ki bunu, okuduğu ve eleştireceği şeyi tekrar tekrar okumak suretiyle anlamaya çalışarak yapmalı.

İster erken dönem, ister geç dönemde yaşamış olsunlar, ulemayı eleştirmekte dengeli olmak ve onların söylediklerini farklı yollardan anlamaya çalışmak gerekir. Yani ilim talebesinin eleştirmeden önce okuduğunu anlamak için çaba sarf etmesi lazımdır. Belki kendisi yanlış anlamıştır, belki yanlış gördüğü şeyin bir açıklaması vardır. İfrat ve tefrit arasında dengeyi yakalaması gerekir. Çünkü asrımızdaki problem, ya ulemayı eleştiride haddimizi aşmak ve onların mantığını, yöntemini anlamaya çalışmamak veya fazla hoşgörülü davranıp onları asla eleştirmeden hatalarını benimseme yoluna gitmektir. Fakat, bizim eleştiriyle beraber acele etmeden düşünmeye, sükunete, söyleneni bir kereden fazla anlamaya çalışmaya, söylenenin çıkış noktasını araştırmaya ve söyleneni tefsir etmeye ihtiyacımız var. Eleştiri aslında incelemek, araştırmak demektir, itham edip suçlamak veya hataları bulmak değil. Eleştiri, meselenin, olumlu ve olumsuz yönlerinin ortaya çıkarılması için araştırılması demektir. Mesela ben, eğer kitabın olumlu ve olumsuz yönlerini zikrederek hakkını verdiysem ancak o zaman iyi bir eleştirmen olabilirim.

 

Teşekkür ederiz hocam.

Ben teşekkür ederim, Allah razı olsun.

 

*Abdullah Bardakçı sordu.
**Şeyma Gülseren Durmaz Arapça aslından çevirdi.

للقراءة باللغة العربية انقر هنا.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s