Bizlik Şeyler

“Bizden bu kadar farklı, varoluşsal düzeyde görüşlerimizin taban tabana zıt olduğu sosyal bilimleri biz neden ve nasıl kullanmalıyız?”

Prof. Dr. Tahsin Görgün, İSAR İhtisas Seminerleri – Sosyal Bilimler Konuşmaları kapsamında “Sosyal Bilimlerin Felsefi Temelleri” başlıklı bir seminer verdi. Fatih Doğan seminere dâir notlarını aktardı.

Kendisi bu seminer boyunca, öncelikle sosyal bilimlerin Batı felsefesindeki temellerini ele aldı, daha sonra Türk toplumunun modernleşme sürecinde sosyal bilimlerin gördüğü işleve değinip son olarak müslümanlar olarak sosyal bilimleri hangi amaç doğrultusunda kullanmamız gerektiği sorusunu irdeledi.

Semineri izlemek için tıklayınız.

Seminer notlarının yazı şekline getirilmiş halini istifadenize sunuyoruz.

Sosyal Bilimlerin Felsefi Temelleri

18/19. yüzyılda modern dünyanın kurucu filozofu Hegel: “Toplum öne çıktı, birey önemsizleşti. Artık bireyden çok bir şey beklememek lazım. Birey, ancak toplumu/devleti nisbetinde güçlüdür, toplumu/devleti ne kadar güçlüyse, birey de ancak o kadar güçlüdür. Kendinden bir şey beklemesin, kendinden bir şey istemesin.” diyerek, modern insanı küçümser. Nitekim modern dönemlerdeki teorilere bakılırsa birey diye bir şeyin olmadığı görülür.

Batılı filozoflara göre Fransız devrimi şunu göstermiştir: “İnsanoğlu, önünde bir örnek olmadan sıfırdan kendisi bir sistem kurabilir. Bunu yapmak için ne kiliseye ne Tanrı’ya ihtiyaç vardır. İnsanlar bir araya gelip bir düzen kurabilir ve bu, en iyisi olabilir.” Batılı filozofların bu çıkarımı ne anlama geliyor? Bu, kollektifliğin ön planda olduğu, kendi kendisine referanslı bir varoluşu olan bir toplum demektir.

Peki toplum tanımının ve bireyle olan ilişkisinin sosyal bilimlerle ilgisi nedir? Her ilim geleneği, ontolojik olarak merkezine bir unsuru koyar. Önceleri, ontolojik otorite ilahi bir vasıf taşıyordu; papaya, kiliseye, kutsal metne gidiliyordu. Ama Batı, ilahilik sıfatını terk etti. 19. yüzyıldan itibaren toplum üst otorite haline geldi. Doğru ile yanlış topluma göre tanımlanmaya başladı. Üst hakikat olarak toplumu gördüğünüzde ilimlerin merkezine neyi koyacaksınız? Toplumu. O zaman bütün ilimlerin merkezi din değil, toplum olacak. Hukuk da ahlak da ekonomi de toplumdan çıkacak. Normun da ahlakın da siyasetin de her şeyin merkezinde toplum olacak. En üst irade, kendi kendine yeterli, kendi kendini temellendiren, varlığı için başka bir şeye ihtiyaç hissetmeyen, kendi kendine olan, varlık kaynağı, varlık veren, yok eden… = Toplum. Toplumun form haline gelmiş hali ise modern devlettir.

Genelgeçer bir kabul vardır: Liberallikte bireysellik önemlidir. Ancak On Liberty adlı eseriyle liberal düşüncenin pirlerinden sayılan John Stuart Mill, 1836’da yayınladığı “Civilization” adlı bir yazıda: “Medeniyet geliştikçe şunu fark ediyoruz, kitlelerin gücü daha fazla artıyor. Kitlelerin gücü arttıkça bireylerin gücü azalıyor, önemsizleşiyor.” Yani esasında çağdaş sayılabilecek biri İngiliz diğeri Alman iki filozofun (Hegel ve John Stuart Mill) aynı vakıayı ortaya koyduğunu söylemek mümkün: “Medeniyet ilerledikçe, bireyin özgürlükleri de azalır.”

O halde toplumun her şeyin belirleyicisi olduğu, bireylerin kitleler karşısında önemsiz kaldığı bir ortamda, “O zaman biz ne yapmalıyız?” sorusunu kendilerine soruyorlar. Cevabı ise bir hayli manidar: ”O zaman öyle bir eğitim sistemi kuracağız ki, insanlar buna razı olacak, bunun olmazsa olmaz olduğuna inanacak ve kendilerini özgür hissetmeye devam edecekler.” Yani insanların kendilerini gittikçe özgür hissettikleri ancak esasında onları önemsizleştiren, öte yandan toplumun gücünü arttıran bir eğitim sistemi kuruluyor. Eğitim sisteminin temel vazifesi böyle tayin ediliyor. Bentham, Panopticon’da bireylerin nasıl tahakküm altına alınacağını sistemleştiriyor ve bu sistem daha sonra yaygın olarak kullanılıyor.

 

Türkiye’de Modernleşme Sürecinde Sosyal Bilimlerin İşlevi

Türkiye’de toplumu üst otorite olarak kabul etme açısından en ciddi teşebbüs Ziya Gökalp’ten geliyor: “Artık fıkıh usulünde naslar değil, bizzat toplumun kendisi usulün esası olacak.” Bu, bir müessese kurmak, eylem yapmak istediğimizde artık ayetlerle hadislere değil, topluma bakacağımız manasına geliyor. “Toplum neyi kabullenmişse, üst ilke olarak kabul edip onu uygulamamız lazım” diyor. 1920’den sonra bu görüşlerini de terk ediyor. Artık Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları’nda, manen aktaracak olursak, toplumun varlığını diğer devletlere borçlu olduğunu ileri sürmeye başlıyor. Bu doğrultuda toplumda yapılacak bir düzenleme, ancak uluslararası sistem kendisine izin verdiği ölçüde gerçekleşebilir. Yani Türkiye’deki toplumun ne isteyip ne istemediği önemsiz hale geliyor, önemli olan uluslararası sistemin ne istediği. Buna sebep olan faktörlerden biri de ilerleme ideolojisi. Bu ideoloji doğrultusunda Türkiye’de var olan her şey geçici, aşılması gereken bir unsur olarak görülüyor. Sosyal bilimlerin amacı da, topluma bir sonraki aşamayı öğretmek, yani bir kültür transferi gerçekleştirmek haline geliyor. Bu da doğrudan toplumu incelemek gibi bir amacın güdülmediğini gösteriyor. Sosyal bilimler, toplumu dönüştürme sürecinde bir araç haline geliyor. “Vay hainler” demenin bir anlamı yok, bu noktada bunu kimsenin bu millete ihanet maksadıyla yapmadığını anlamak gerekli. Bu işi niye yaptıklarını anlayıp, hata ve faziletlerini fark ettiğimizde, bütün bir geçmişin sorumluluğunu üstlenecek olgunluğa erişme imkanımız da olur.

Şu ana kadar modern Batı toplumunda toplum ve birey ilişkisini konuşup, ilmin merkezine toplumun konulduğundan bahsettik. İslam toplumlarında ise müslümanlık ferdidir ama toplumu gerektirir. Müslüman fert, toplumda yok olmaz, toplumla yetinmez, ötesini de talep eder. Değerler sisteminde başta da sonda da Allah vardır. Müslüman iki kişiden birini emir tayin eder, namaz cemaatle kılınır, komşularınız size varisleriniz kadar yakındır, toplumun farklı kesimleri zekat ile buluşur vs. Toplumsal hayat, olması gerektiği şekliyle vardır. Öte yandan müslümanın birey olarak asli sorumluluğunu terk etmesi söz konusu değildir. Ferdi olarak kim birine zarar verdiyse, zarar o kişiden tazmin edilir. Modern devlette olduğu gibi belediye bir hata yaptığında tazminat tüm toplumun vergilerinden ödenmez.

 

Mütevatiri Sosyal Bilimlerle Açığa Çıkarmak

Peki bizden bu kadar farklı, varoluşsal düzeyde görüşlerimizin taban tabana zıt olduğu sosyal bilimleri biz neden ve nasıl kullanmalıyız?

Bizim müslümanlar olarak sosyal bilimler yaparken keşfetmemiz gereken temel şeylerden biri, şu anda ümmetin var oluşunun ana çekirdeğini oluşturan mütevatirdir. Günümüzde dünyanın herhangi iki ucunda yaşayan iki müslümanın aslında tahmin edebileceğimizden çok daha fazla ortak noktası vardır. Kıblenin neresi olduğu, namazın nasıl kılınacağı, abdestin nasıl alınacağı vs. Kişi riayet eder ya da etmez, ancak asgari düzeyde de olsa bu bilgiye sahiptir. İşte bu ortak bilgi, 1.5 milyardan fazla insanın müşterek varlık zeminidir. Buna, “bilgide var olmak” diyebiliriz. Bu bilginin fiilî yönünü de düşünmek mümkündür. Günümüzde İslam dünyasındaki sosyal bilimler çalışmalarının temel sorusu bu olmalıdır.

Bizim yapmamız gereken, o mütevatir olanın keşfini yaparak üst formlara taşımak ve inkişaf işini yapacak olan fukahâya veri hazırlamak olmalı. Sosyal bilimlerde çalışan ekonomistin, tarihçinin, sosyoloğun, müslümanların hayatında zaten hâlihazırda var olan mütevatirin keşfini yapıp üst formlara taşınmasına zemin hazırlaması gerekir. Zaten bütün müslüman toplumun bildiği bir şeyi müessese hale getirmek, o şeyin İslamî olması için ilk adımı atmak demektir.

Bu teklifi bir örnekle somutlaştıralım. Ticaretiyle meşhur Kayseri’de beklenen nedir? Orada sürekli ticaret yapan insanların kapitalizme uyum sağlayarak aşırı dünyevileşmesi ve her şeyi araçsallaştırmasıdır. Ama yapılan araştırma gösteriyor ki, Kayseri’de kayıt tutularak ihtiyaç sahiplerine yapılan yardımın on katı, informel olarak, kayıt tutulmadan yapılıyor. Yani müslüman toplumun hayatında bu değerler içkin olarak mevcut. Örnek üzerinden gidecek olursak, bizim bu informel yardımları keşfedip, teorik düzlemde ele alıp, daha iyilerini yapmanın yollarını bulmamız lazım. Bu, insanları doğrudan doğruya Kitap ve sünnete ittibaya çağırmak manasına gelmiyor. İnsanlar buna zaten uyuyor. Ama bunun önündeki engelleri kaldırıp onun imkanlarının açığa çıkmasını sağlamak gereklidir.

Türkçe konuşuruz ama Türkçe konuşmanın ne olduğunu anlat deseniz, anlatmakta zorlanır, belki de anlatamayız. Bilmek ve olmak, mütevatirde aynı şeydir. Türkçe bilmekle Türkçe konuşmak aynıdır. Aynı şekilde 1.5 milyar müslüman yaşıyor bugün, müslüman oluyorlar, ama müslüman olmayı bilmek konusunda eksikleri var. İşte bu noktada sosyal bilimlerin vazifesi, var olanı açığa çıkararak yeniden düzgün bir şekilde ifade edilip inkişaf ettirilmesini sağlamak. Sosyal bilimlerin bu noktada iş görmesi lazım. Ama yukarıda bahsedilen şekilde yapılmadıktan sonra sosyal bilimler lüzumsuzdur bu topraklarda. Weber’i, Durkheim’i öğrenmek tek başına bir şey ifade etmez. Bu adamları bilgi kaynağı değil, bilgi konusu olarak öğrenmemiz gerek. “İyi bir toplum nasıl olur?” sorusunun cevabını bunlardan alırsanız yanlış bir iş yapmış olursunuz. “Acaba dünyanın diğer memleketlerinde yaşayan insanlar nasıl yaşıyor?” sorusuna cevap alabilirsiniz ancak. Esas olan bizim varoluşumuzu keşfedip inkişafına yollar aramaktır. O zaman dinî ilimler-dinî olmayan ilimler diye yapılan ayrım da anlamsızlaşacak.

Son olarak, şu noktaya da temas etmek gerekir ki bugün müslümanların en büyük sorunu, herkesin kendini peygamber zannetmesidir. Bugün genç dimağlara “Önce sıfırdan tarihi oku, sonra ortaya bir şüphe koy, sonra hakikati ara…” diye yol gösteriliyor. “Kur’an ve sünnette sana ne öğretilmiş, kendi kendine keşfet” deniliyor, bu yola girildiğinde ise kayboluyor insan. Hâlbuki bizim önce yapmamız gereken Kitap ve sünnette Allah’ın bize ne emrettiğini öğrenmektir. Herkes kendi dinini kurmaya çalışıyor. Sonra bakıyorsunuz, ben müslümanım diyen insan kadar müslümanlık zuhur ediyor. Sonra da bakıyorsunuz ki modern devlet, kurumlar almış başını gitmiş.

*Fatih Doğan aktardı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s