Haber

“Niteliği bilinmese de sayısal bazda 17. ve 18. yüzyıllarda üretkenliğin artmış olması bu alanda yapılan genel kabulleri yanlışlamaktadır.”

Geçtiğimiz cumartesi günü, Marmara Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Erol Özvar, yeni açılan Fatih Sahn-ı Seman Eğitim ve Araştırma Merkezi’nde “Medrese Konuşmaları” kapsamında “Osmanlılarda Okuryazarlık, Medreseler ve Eser Üretimi” başlığıyla bir konferans verdi. Notlarımızı aktarıyoruz. Fatih Doğan yazdı.

Prof. Dr. Erol Özvar, Türkiye’de yaklaşık 500.000 yazma eser olduğunun tahmin edildiğini belirterek söze başladı. Bu, İslam dünyasına genellendiğinde, kataloglar ve evlerde muhafaza edilen yazmalar düşünülünce yazma eser mirasının en az 2-2,5 milyon olduğu tahmininde bulundu.

Hoca daha sonra 60.000 ciltlik bir örneklem üzerinden yaptığı bir araştırmanın sonuçlarını bizimle paylaştı. Bu örneklem, 15-18. yüzyıllar arasındaki telif, tercüme ve istinsah edilmiş eserleri kapsıyor. Buna göre 15. yüzyıldan 18. yüzyıla giderken eser üretiminde niceliksel olarak bariz bir artış olduğu görülüyor. 17 ve 18. yüzyılda üretilen bilginin toplamdaki payı %75. Tabii bu doğrultuda 15-16. yüzyıllardan günümüze yazma eserlerin ulaşma ihtimalinin daha düşük olma ihtimalini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Yine de bu veriler sayesinde, niteliğini bilmesek de, en azından sayısal bazda 17 ve 18. yüzyıllarda üretkenliğin arttığını görüyoruz. Bu da bu alanda yapılan genel kabulleri yanlışlıyor. İstinsah edilmiş metinler konusunda ise hoca, eserlerin istinsah edilmesinin, yaygınlık kazanması ve okunurluğunun artması açısından önemli olduğunu söylüyor.

Hocanın gösterdiği tabloya göre, İslami İlimler özelinde telif, tercüme, istinsah edilmiş eserlerin toplamda %40’ını fıkıh, %18’ini tasavvuf, %12’sini kelam, %9’unu tefsir, %7’sini mantık, %6,5’unu ahlak-siyaset-ictimaiyye, %6,5’unu ise hadis eserleri oluşturuyor.

Yüzyıllara göre İslami ilimlerde yapılan üretime bakılınca, fıkıhta en fazla eser üretiminin 16. yüzyılda yapıldığı, kelam alanında 15. yüzyıldan 18. yüzyıla değin istikrarlı bir artış olduğu, tasavvufta ise 18. yüzyılda çok ciddi bir artış olduğu görülüyor. Ancak genel olarak İslami ilimler üretim açısından kıyaslandığında, fıkhın diğer ilimlerin önünde olduğu net bir şekilde görülüyor.

“Teknik ilimler” denebilecek diğer ilimlerde ise tıbbın diğer ilimleri domine ettiği, askerlik ilmiyle birlikte eser üretiminde özellikle 19. yüzyılda çok ciddi bir ivme kazandığı tespit edilmiş.

Bu verilerin nüfusla ve nüfus artışıyla birlikte değerlendirmesine gelince Erol Özvar Hoca, Osmanlı demografi tarihine yönelik bilgiler çok zayıf olduğu için ancak genel yorumlar yapabileceğimizi söyledi. Kendi tahminleriyle 15-19. yüzyıl arasında Osmanlı’da nüfus 2-2,5 kat artarken, ilmi üretimin 6 kat arttığı görülüyor. Bu da kişi başına düşen eser sayısında artış olduğu anlamına geliyor. Hoca bu noktada araştırmacıların demografi tarihine yönelmesi gerektiğini, diğer tarih alanlarını da etkilediği için bu alanın çok önemli olduğunu tekrar tekrar vurguladı.

Aynı şekilde imparatorluk coğrafyasındaki medrese sayılarıyla ilgili bilgilerin de çok eksik olduğu, hocanın bize gösterdiği tabloda görülüyordu. Ancak eldeki kısıtlı veriler dahi, yüzyıllar içerisinde medrese sayılarında çok ciddi bir artış olduğunu gösteriyor. Medrese sayısındaki artış, nüfus sayısındaki artıştan fazla. Lakin bu medreselerin niteliği, kapasitesi gibi bilgilerden mahrumuz.

Hoca, bu ve bunun gibi başka istatistiklerin yorumuna gelince, eser üretimindeki artışın tek bir faktöre bağlanmaması gerektiğini ifade etti: “Sosyal zümrelerin, bilhassa gelir dağılımında kendi lehine artış olan askeri zümre mensuplarının kendi ilgileri doğrultusunda eser üretimine teşvik ettiği söylenebilir. Bir başka unsur, 17. yüzyılda orta sınıfın (esnaf, tüccar) kitapla olan temasının arttığı görülüyor. 17. yüzyılda kitaplar ucuzluyor, orta sınıfın satın alabileceği, daha ucuz kağıtlarla, daha az özenilerek yazılıyor. Bunu tereke kayıtlarından anlıyoruz. Peki insanlar niçin evlerinde kitap saklamaya başlıyor? Okumak için mi, servet için mi, sosyal statü için mi? Cevaplanmayı bekleyen sorular.”

Hoca bir iktisat tarihçisi olarak, konuya kendi perspektifinden de yaklaştı. Osmanlı’da eser üretimine paralel bir iktisadi artışın var olduğunun söylenemeyeceğini belirtti. Ancak 14-19. yüzyıllar arasında kağıdı tamamen ithal ettiğimiz için, küresel çapta kağıt fiyatlarındaki değişimin de hesaba katılmasının gerektiğini öne sürdü.

Okuryazarlık hususunda ise, 18. yüzyılda Fransa’da geleneksel manada okuryazar oranı %35-40 civarında iken, Osmanlı’da bu rakam bilinmiyor. Hoca paranın kullanımıyla okur yazarlık arasındaki ilişkinin de dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi. Bu anlamda saymayı, basit dört işlemi bilmeyen birinin okur olması da mümkün değil. Paranın kullanımının genişlemesiyle okur yazarlık arasındaki ilişkinin çalışılması gerektiğini söyledi.

Osmanlı’da okuryazarlığın tespit edilmesi için öncelikle Osmanlı toplumuna has bir okuryazar tanımının geliştirilmesi gerektiğini ifade etti: “Günümüzdeki okuryazar anlayışıyla o günlere bakarsak, anakronik hatalara düşeriz. 15-16. yüzyılda okuryazarlık günümüzdeki gibi çok önemli bir faaliyet olmayabilir, zira günümüzde okuryazarlık servet edinmekle doğrudan bağlantılı. Ancak bu perspektifle modernist zihniyetin dışına çıkabiliriz.”

Ayrıca okuryazar oranın tespit edilmesi için farklı usuller bulunması gerektiğini belirtti. Bu doğrultuda kendisinin de bazı önerileri oldu. Medrese kapasitelerinin, terekelerin ve Kur’an kıraatinin bu verilere ulaşmak için fikir verebileceğini öne sürdü.

Sonuç olarak, 15-16. yüzyıldaki eser üretiminin, en azından sayısal anlamda 17-18. yüzyılda da devam ettiği, hocanın araştırması neticesinde tespit edilmiş. Medreselere ulaşım kolaylaştıkça, kitaplara ulaşım da kolaylaşmış. Erol Özvar Hoca, konferans boyunca ulaşmış olduğu verilerden çok geniş kabul ve genellemelerde bulunmamaya çalıştı. Ancak netice olarak bu bilgiler, “gerileme paradigması”nın ilim tarihinde de yanlışlanabileceği noktasında ilk adım olarak düşünülebilir. Konferans boyunca bizim hissemize düşen, Osmanlı’da bilhassa medrese ve demografi tarihi çalışmalarının henüz çok ibtidai seviyede olduğu ve araştırmacıların bu alanlara yönelmesi gerektiği oldu.

*Fatih Doğan aktardı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s