Mülakat

“İnsanlar soğuktan, açlıktan ve hastalıktan ölüyordu. Bir vagonda 40 kişi yolculuk yapıyorduk.”

Bundan 74 yıl önce, 14 Kasım 1944’te Ahıskalı Türkler memleketlerinden sürgün edildiler. Müştak dede bu acı sürgün zamanında 20’lerinde bir gençti. Şimdi 95 yaşında. Bu ömründe önce Ahıska’dan Özbekistan’a, sonra oradan Rusya’ya, Rusya’dan da Amerika’ya göçmek zorunda kaldı. Müştak dedeyle Ahıska sürgününe dâir konuştuk. Sözlü tarih kapsamında değerlendirilebilecek bu mülakatı Abdullah Bardakçı yaptı.

Kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?
Müştak Dede: 1923 yılında Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Ahıska bölgesinin Moğe köyünde dünyaya geldim, şu an 95 yaşındayım. Dokuz çocuğum ve yaklaşık 100 torunum var. Ahıska’da okula gettim, benim babam da hoca idi, eve geldiğimde bene Arapça (elif-ba) öğretiyordu. Tam o zamanlarda, zalim Stalin hocaları tutukluyordu, hapsediyordu. Daha sonra emmim geldi ve babama dedi ki “bu balayı (çocuğu) okutma, çünki esker hocalari hapsediyer.” Böylece babam korktu ve okutamadı beni, kaldım öylece. Sonra hükümet kolhoz düzenlemesini getirdi. Babam emmime (amcama) bu kolhoz da ne demek? dedi. O da “kolhoz anlayışında herkes aynı yerde çalışacak, özel değil ortak mülkiyet var” dedi. (Yani kolhoz, insanların topraklarının devletin üzerine geçmesi). Babam ise “öyleyse Allahu Teâlâ bana bu kolhozun ekmeğini yemeyi nasip etmesin” deyiverdi. 12 yaşlarımdaydım babam rahmetli oldu. Anam, ben ve iki kardeşim kaldık. 14 yaşımda ben de kolhozda çalışmaya başladım. Kolhozda çok ağır şartlarda çalıştırılıyorduk. Daha çok tarım işlerinde çalışıyorduk; buğday, mısır, tahıl, patates ekiyorduk, yani her türlü iş yapıyorduk. Devlet sadece toprak değil, hayvanlarımızı, öküzlerimizi de elimizden alarak ortak ahırlarda tutuyordu. Biz de her gece gidip o ahırlarda hayvanlarımızı besliyorduk. Yazları ise hayvanları dağlara çıkarırlardı biz de mecbur ilgilenirdik. Böylece ta vuruşa (savaşa) kadar sürekli çalıştık. Savaş başlayınca da esker (asker) köydeki tüm erkekleri savaşa götürdü. Köyde ihtiyar (yaşlılardan) başka hiç kimse kalmadı. Erkekler savaşa gidince, haliyle geriye kalan yaşlı, kadın ve çocuklar o kolhoz kamplarında çalışmaya tabi tutuldular. Zaten daha sonra da Özbekistan’a sürdüler bizi.

Peki Ahıska’dan Özbekistan’a sürgün nasıl gerçekleşti, anlatabilir misiniz?
Bir gece ansızın bir sürü araba köye yanaştı. Herkesin evinin önünde iki asker sabaha kadar nöbet tuttu. Sabah olunca, bu askerler bizleri köyün meydanına topladı ve bize “Sizi 7 yıl süreliğine Özbekistan’a süreceğiz” dediler. Biz de yanımıza ancak aslî ihtiyaçlarımızı alabildik. Evlerimizi, hayvanlarımızı yani her şeyimizi terk etmek zorunda kaldık. Sonra da bizi trene bindirmek için demir yolu istasyonuna getirdiler. Böylece bizi tren vagonlarına bindirerek sürdüler, yaklaşık 15 gün sonra Özbekistan’a varmıştık.

Peki vagonlar nasıldı? İnsanlar nasıl şartlarda yolculuk yaptılar? Ölenler oldu mu?
Hava çok soğuktu, arada yemek veriyorlardı. Ölen insanları askerler alıp götürüyorlardı ve bize de kimse bir şey söylemiyordu. Hiç de haberimiz olmadı. İnsanlar soğuktan, açlıktan ve hastalıktan ölüyordu. Bir vagonda 40 kişi yolculuk yapıyorduk. Yani kötü şartlar içerisinde götürülmüştük. İşte 15 gün sonra getirdiler Özbekistan’a ve herkesi kolhozlara paylaştırdılar. Yani orada da o ağır işlerde çalıştırıldık. Özbekistan’ın pamuk tarlaları meşhurdur ve dolayısıyla ilkbahar ve yazları o pamuk tarlalarında çalışıyorduk. Komünist rejiminin Ahıska Türklerine uyguladığı başka bir zulüm ise sokağa çıkma yasağı uygulaması. Polis, asker sokaktan ayrılmıyor ve her hafta ev ev dolaşıp insanlardan evlerinde bulunduklarına dair imza alıyordu. Bu ağır şartlara rağmen zamanla milletimiz alıştı ve kendilerine ev yapmaya, iş kurmaya başladı. Geldik Özbekistan’a ama her şey Özbekçe, anlamıyoruz. O dile de alışmak bayağı bir zaman aldı. Hatta bizleri öyle bir yerde de toplamadılar. Herkesi farklı köylere, ilçelere dağıttılar ki birbirimizle iletişime geçmeyelim. Böylece yaklaşık 45 yıl yaşadıktan sonra ben Rusya’ya göç ettim.

Özbekistan’dan Rusya’ya dönüşte bazı olaylar oldu galiba? Ne gibi olaylar oldu anlatabilir misiniz?
1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldı ve dolayısıyla her cumhuriyet kendi bağımsızlığını aldı. Bu ise SSCB’de yaşayan azınlıkları kötü etkiledi, çünkü milliyetçilik, ayrımcılık yapılmaya başlandı. Ama ben o olaylardan önce gitmiştim Rusya’ya. Ben taşındıktan sonra bu imanı yok Özbekler, küçük-yaşlı demeden yakmış, yıkmış bizim Ahıska Türklerini. Ve bu olaylar git gide büyüdü, bizlerin de yaşamasına izin verilmedi ve dolayısıyla Özbekistan’dan da sürgün edildik. Bir sonraki durağımız ise Rusya Federasyonu oldu, Rusya’da da tütün tarlalarında, ormanlarda yani yine çok ağır şartlarda çalıştık. Rusya’da 20 yıl kadar yaşadıktan sonra artık kendi öz vatanımıza yani Ahıska’ya dönmeye karar verdik. Ama bu imanı yok Rus devleti de Gürcistan’a bize kendi topraklarımızı vermesine izin vermedi. İşte bu olaylardan sonra da “Amerika’ya gidilecek, Amerika Ahıska Türklerini alacakmış” denildi ve böylece de Amerika’ya geldik. Bir şey söyleyeceğim, beni affedin ama bizim bu millet ahmak. Çünkü geldik bu Amerika’ya, burada da büyük büyük devasa evler yaptık. Ben diyorum, istemez, o büyük evlere ihtiyacımız yok. Bak benim oğlum da diğerlerine uyarak o da ev yapıyor. Başımızı sokacak bir evimiz olsa yeter işte, ama anlamıyorlar. Bak evladım, burada yaşıyoruz ama açıkçası hiç razı değilim, istemiyorum burasını. Allah hepinizden razı olsun.

Siz Özbekistan’daki Fergana olayları başlamadan önce Rusya’ya göçmüşsünüz. Rusya’ya geçmenizin sebebi nedir?
Ben gençliğimde ustaydım ve bir Özbek arkadaşın evini yapmıştım. Aramız da iyiydi kendisiyle. O bana “Bak Müştak abi yakında buraya Vahhâbîler gelecek ve hiç kimsenin burada yaşamasına izin vermeyecekler. Yol yakınken sen kendi çarene bak” dedi. Ben inanmadım, gittim Vahhâbîlerin kim olduklarını sordum araştırdım. Çok düşündüm sonuçta devlet var, ne yapabilirler ki? Ama o Özbek dostumun dediğine bir şekilde inandım ve 1985 yılında Rusya’ya göç ettik. Bir tek ben ve ailem taşındık. Diğer eş, dost tanıdıklar hiçbiri inanmadı ve kaldılar Özbekistan’da. Zaten çok geçmeden 1989 yılında da Fergana’da o olaylar patlak verdi. O imanı yok Özbekler yüzünden herkesin evi, arabası yakıldı, yıkıldı. Hatta insanlar bile öldü.

IMG_0419
Müştak Dede, Abdullah Bardakçı ve Müştak Dedenin oğlu Yusuf Amca

Peki Özbekistan’daki o olaylar nasıl oldu?
Şimdi hocam bizim millet Özbekistan’da pamuk tarlalarında çalışıyorlardı. Malumunuz Özbekistan pamuk üretiminde ve ihracatında özellikle o dönemlerde dünyada 1 numara idi. İşte bir keresinde pamuk ihracatı gerçekleştirilirken bizim Ahıskalılar güya hesap hatası yapmışlar ve bu yanlışlık şirketin batmasına sebep olmuş. Aslında o Fergana olayları öyle bir şeyden olmadı, birçok sebebi var, en önemlisi de ırkçılıktı. Zaten SSCB dağılmak üzereydi ve her cumhuriyet kendi bağımsızlığını alıyordu yavaş yavaş. Böylece fırsattan istifade ederek Özbekler bizim Ahıskalıları da sürgün etmiş oldular.
Ben de Özbekistan’da yaşarken çok çektim bu imansızlardan. Hep yolumuzu keserlerdi, olmadık yerde olay çıkarırlardı. Mesela bir keresinde iki ablam ve bir kız kardeşime işe giderken yolda Özbekler sataştı. Benden kızlardan birisini vermemi istediler işte o zaman kavga ettik. Dövdüm hepsini çünkü bacılarıma sataşmak istediler imanı yok namussuzlar. İşte bazen benim de dövüldüğüm oluyordu ne yalan söyleyeyim. Kısacası birçok haksızlık yaptılar, insanlıktan nasiplerini almamışlar. Ama her şeye rağmen biz bir şekilde yaşamlarımızı devam ettirdik, dinimizi, dilimizi örf ve adetlerimizi unutmadık.

Türkiyeli gençlere, Türkiyeli Müslümanlara diyeceğiniz bir şey var mı?
Osmanlı döneminde devlet bizim yeni fethedilen Ahıska’ya gidip sahip çıkmamızı istiyordu. Nitekim öyle de oldu. Anadolu’daki Türkler Ahıska bölgesine yerleştirildi ve o bölge zamanla Türkleşti ve Müslümanlaştı. Ama maalesef Ahıska bölgesi Rusların eline geçtiğinde, imanı yok Uruslar (Ruslar) sınır çizdi ve Ahıska bölgesinde kalan insanlar bir daha Türkiye’ye, kendi öz kardeşlerine ve akrabalarına dönemediler. Ahıska bölgesinde yaşayan Türkler’in git gide nüfusları büyüdü. Yani Türkler, Ahıska bölgesinde yaklaşık 82 köyde yaşıyorlardı. Zaten malum daha sonra da sürgün edildik. Benim şu an birçok akrabam Türkiye’de yaşıyor, kendi işlerini kurmuşlar, hayatlarını devam ettiriyorlar. Gerçi gidip görmedim kendilerini ama telefonla görüşüyoruz sürekli. Bu arada bizim ailemizin soyu aslen Bursa vilayetinin ilçesi olan İnegöl’den gelmektedir. Yani bizim atalarımız İnegöl’den Ahıska’ya gitmiş.
Buradan Türkiye’de yaşayan tüm kardeşlerime çok selam söylüyorum. Allah hepinizi korusun, rızkınız bol olsun. Her daim mutlu ve bereketli bir hayat yaşayın. Rabbim kardeşim Recep Tayyip Erdoğan’ı korusun, işlerinde kolaylıklar nasip etsin. Ben her gün Recebime dua ediyorum, her zaman Allah’tan onun yolunu açmasını, işlerini gerçekleştirmesi için fırsat vermesini diliyorum. Her zaman onu düşünüyorum, dua ediyorum, yapmış olduğu işleri takip ediyorum ve gururla takdir ediyorum.
Ayrıca, Türkiye’de yaşayan Ahıska Türklerine de nasihatim şudur ki asla Recep Tayyip Erdoğan’ın izinden, sözünden çıkmasınlar. Her daim kendi devletinin, milletinin ve cumhurbaşkanın yanında olsunlar. Allah tüm Türk ve İslam alemini korusun, yaşamlarını bereketli kılsın.
Allah sizden razı olsun Abdullah oğlum, işleriniz rast gitsin. Yollarınız açık olsun. Rabbim Türkiyemize güç kuvvet versin. Allah hepinizden razı olsun.

*Abdullah Bardakçı sordu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s