Mülakat

“Türkiye’de uluslararası düzeyde yazma eser araştırmalarının ve tahkiklerin yapılma vakti gelmiş ve geçmektedir.”

Yazma Eser Uzmanı Arafat Aydın ile yazma eserler ve tahkik faaliyetleri üzerine konuştuk. Rıdvan Talha Yücedağ sordu.

 

Merhaba hocam, yazma eserlere dönük çalışmalarınızla ve özellikle son dönemde Sahîh-i Buhârî üzerine yaptığınız neşirlerle tanıdık sizleri. Bize kendinizden bahseder misiniz?
Tabii ki. Amasyalıyım, imam-hatip ve ilahiyat tahsilinden sonra lisansüstü çalışmalar yapmak üzere İstanbul’a geldim. Hadis alanında yüksek lisans yapmak nasip oldu. Sonrasında doktora yapmaya başladım ve çalışma sahamı temel hadis kaynaklarının yazma nüshaları olarak belirledikten sonra yolum sık sık Süleymaniye Kütüphanesi’ne düşmeye başladı. Bu süreçte Süleymaniye Kütüphanesi merkezli yeni bir yapılanmaya şahit oldum. Kültür Bakanlığı’na bağlı Yazma Eserler Kurumu’nun tesis edildiği dönemde 2013 yılı itibariyle bu kurumda yazma eser uzman yardımcısı olarak çalışmaya başladım.

Süleymaniye’de olmak büyük bir fırsat tabii…
Yazma eserlere dair birçok şeyi artık bir ayağımın Süleymaniye’de olduğu bu süreçte öğrendiğimi, keşfettiğimi ifade etmem gerekir. Tabii hadis ilmine dönük bir altyapıyla bu alana girmenin avantajlarını gördüğümü özellikle vurgulamalıyım. Zira yazma eserlerin üzerinde yer alan ve onlara değer katan kayıtlar, kitap isnadları, icazetler, mukabele işlemlerine dair açıklamalar gibi birçok şey hadis âlimleri tarafından geliştirilen yöntemlere dayanmaktadır. Hatta İslâm kitap rivayet sisteminin muhaddisler tarafından geliştirildiğini rahatlıkla ifade edebiliriz.

Türkiye’de bu sahada yazılıp çizilmiş yeterince malzeme olmadığını görünce kendimize ve bizden sonra geleceklere alan açabilecek nitelikte bir kısmı çeviri, bir kısmı telif ve tıpkıbasım olmak üzere birtakım çalışmalar yapmaya gayret ettik. İşte son dönemde Sahîh-i Buhârî üzerine yaptığımız çalışmalar da bahsettiğimiz usulü ortaya koymaya dönük bir hadis kitabı üzerinden yapılmış tahlil ve örnekler olarak değerlendirilmelidir. 

Türkiye’nin yazma eserler alanındaki potansiyelini ve imkânlarını nasıl buluyorsunuz?
Bir defa ülkemiz dünyanın en büyük yazma eser kütüphanelerine ev sahipliği yapmakta, bunun bilinciyle hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Mesela elinize aldığınız tahkikli bir çalışma Türkiye’deki zengin yazma eser birikiminden istifade edilmeksizin hazırlanmışsa daha en baştan o çalışmaya mesafeli durmak gerekir. Zira hangi esere işiniz düşerse düşsün Türkiye kütüphanelerinde tahkike esas kabul edeceğiniz vasıflı bir nüsha ile karşılaşma olasılığınız çok yüksektir.

Böyle önemli bir potansiyelimiz var, evet. Ancak yazma eserlere hizmet etmek üzere müstakil bir başkanlığın tesisi yani Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı’nın kuruluşu maalesef en az yüz yıl geç atılmış bir adımdır. Bu sebeple sahanın en temel çalışmaları dahi henüz yapılmış değildir. Tabii bu konudaki en büyük dezavantajlarımızdan biri ise hala üniversitelerimizde yazma eser biliminin (paleografya) bir anabilim dalı olarak kendine yer bulamamış olmasıdır.

Hattın, kâğıdın, mürekkebin, cildin ve diğer kitap sanatlarının tarihi ve teorisi üzerine yazılmış derinlikli çalışmalardan maalesef mahrumuz.

Yazma Eserler Kurumu’nun tesisiyle, yazmalara dönük başlayan birtakım seminer ve kurslarla son dönemde güzel şeyler olduğunu, bir ilginin, uyanışın söz konusu olduğunu ifade etmeliyim. Ancak artık Türkiye’de yapılmış uluslararası düzeyde yazma eser araştırmalarının, tahkiklerin yapılma vakti gelmiş ve geçmektedir.

Yazma eserlerin tahkik edilmesiyle ilgili günümüzdeki çabaları yeterli buluyor musunuz?
Yazma eserlerin tahkiki konusunda akla ilk olarak Arapça eserlerin tahkik edilip okuyucunun istifadesine sunulması geliyor tabii. Kalitesi tartışılır ama temel Arapça eserlerin Arap dünyasında büyük oranda tahkik edildiğini, asırlar önce kaleme alınmış metinlerin bu yolla günümüzde de tedavüle sokulduğunu görmekteyiz. Ancak asıl bizleri bekleyen görev, bu topraklara mensup âlimlerin kaleme aldığı başta Türkçe olmak üzere Arapça ve Farsça kaleme alınmış eserler ve risâleler üzerine çalışmaktır. Ülkemizde on yıllardır edebiyat ve tarih bölümlerinde yapılan edisyon kritik çalışmalarını, tenkitli metin yayınlama gayretlerini tebrik ve takdirle anmam gerekiyor tabii. Başlarına yazılan kapsamlı inceleme yazıları ile hem müellif ve yaşadığı dönemden haberdar olmakta hem de esere dair temel bilgileri bu kısımlardan öğrenebilmekteyiz.

Bir de Türkiye’de bir metni tahkik ettiniz diyelim, bunu kim basacak meselesi ciddi problemdir. Daha geniş bir kitleye hitap etmesini isterseniz bu sefer tahkikli metni çevirip ya da sadeleştirip orijinal metni ile birlikte yayımlamak gibi bir seçenek çıkar karşınıza. Eş zamanlı iki metni tek bir kitapta cem etmek hakikaten zor bir iştir. Dolayısıyla bu ağır işleyen bir süreçtir ve ciddi gayret sarf etmek gerekmektedir. Böyle bir sürece herkes tahammül edememekte ve doğal olarak taliplisi az olmaktadır.

Tahkikte uygulanacak bir standart söz konusu mudur?
Bir metnin tahkikini, yani tenkitli neşrini yapmak her aşamasının titizlikle yürütülmesi gereken ve belirli kuralları olan ciddi bir disiplindir. Tek bir standardı olmamakla birlikte bu alanda yazılmış başucu niteliğinde eserlerde konuya dair ana hatlarıyla izahlar yapılmaktadır. Rüştünü ispat etmiş, tahkikleri büyük kabul gören muhakkik ve münekkit âlimlerin yaptıkları tahkikleri okuyarak da bir altyapı elde etmek mümkündür. Ama tabii eserden esere durum değişebildiği gibi her bir işin kendine özel hususiyetleri olabilmektedir. Master düzeyindeki bilgi seviyesi ile giremeyeceğiniz eserler söz konusu olabildiği gibi birkaç hat türünü okuyabilme becerisi gerektiren durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Dünyanın muhtelif yerlerinde tespit ettiğiniz nüshaların tedarikinden tutun da bu nüshaların kökeni ve şeceresini ortaya koymak gibi zorunluluklarla karşılaşabilirsiniz. İşte tüm bu özel durumlar tek bir standardı mümkün kılmamaktadır.

Hocam, sizin bir yazma eser uzmanı olduğunuzu biliyoruz. Bir yazma eser uzmanı olmak için ne yapmak, nasıl bir eğitim almak gerekir?
Yazma eser uzmanlığı aynı zamanda akademik bir paye. Konuşmamın başında yazma eser uzman yardımcısı olarak çalışmaya başladığımı ifade etmiştim. Bakanlık bünyesinde bir danışman nezaretinde hazırladığımız ve jüri huzurunda savunduğumuz tez ile kariyer uzmanlığı olarak tabir edilen bu kadroya atamamız yapıldı hamdolsun.

Tabii bu işin resmi boyutu. Bu alanda uzmanlaşmanın yolu ise öncelikle sahanın hakikaten ilgilisi olmaktan geçiyor ve bu ilginin içinizden gelmesi gerekiyor. Zira bir şekilde matbu hale gelmiş metinler üzerinden ilim yapmak mümkünken yazma nüshalar üzerinden konuyla ilgilenmek her şeyden önce zora talip olmaktır. Bu alana bunu bilerek girdiğinizde süreç içerisinde karşılaşacağınız zorluklar sizi yıldırmayacaktır.

Araştırmalarınıza devam ederken motivasyonunuzu artırıcı şeyler de olabiliyor tabii. Tarihe tanıklık ediyorsunuz bir nevi. Asırlar önce yaşamış bir âlimin, bir sultanın elinin değdiği, kenarına not düştüğü nüshalarla karşılaşabiliyor, hemhal olabiliyorsunuz. Bu bulunmaz bir fırsat.

Arapçayı, Osmanlıcayı ve bunlara ilave olarak Farsçayı sorun olmaktan çıkarmak gerekiyor. Bu dillere ait farklı hat türlerine dair okuma pratikleri yapmak gerekiyor. Bu alanda teorik eğitim verilen kursları takip etmek gerekiyor. Mesela Osmanlıcaya hâkim biri ile karşılaşmışsanız peşini kesinlikle bırakmamalısınız. Bilen biri nezaretinde bol bol Osmanlıca metinler okuyarak başlamak çok önemli.

Çok teşekkür ederiz hocam.
Ben teşekkür ederim.

 

*Rıdvan Talha Yücedağ sordu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: