Bizlik Şeyler

Sosyal Medyanın Avret Mahalli

eyyupsaid2-720x360

Eyyüp Said Kaya
Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi

[Bu yazı Nihayet Dergisinin sitesinden alınmıştır.]

Offline ne isen, online osun

Evden çıkıp işine giden herhangi bir metropol sakininin ortalama kaç bin kamera tarafından izlendiğine dair rakamlar sürekli artıyor. Market koridorlarında dolaşırken hangi raf yüksekliğine yerleştirilmiş ürünlerin dikkatimizi çektiğine ilişkin kayıtlar, dünyanın öbür ucundaki şirketlere satılıyor. Sigortacılar, yıllar önce doktora gitmeden atlattığımız basit bir hastalığımızı, poliçelerini uzatırken nazikçe hatırlatıyorlar. Bilişim suçları hakkındaki kitaplar, yazımından yayınlanmasına kadar geçen zaman içinde demode oluyorken, sosyal medya hesaplarımızda mahfuz olduğunu zannettiğimiz bilgiler başkasının eline geçmesin diye naif tedbirler alıyoruz, tıpkı sabahları otoyol kenarlarında sağlıklı yaşam için ‘koşu yapan’lar gibi. Offline hayatını ağyârın gözlerinin hemen önünde yaşamaya alışkın site insanları, otobüslerde, AVM’lerde kimseyle göz göze gelmeden, ama herkesin göreceği şekilde yemek yiyen, eşiyle tartışan, iç çamaşırı satın alanlar online hayatlarında mahrem bir alanın peşindeler.

Beğensinler ama (çok da) bilmesinler

Artık çoğumuzun kişisel hayatı dijital olan ve olmayan diye iki boyuta sahip ve dijital hayatlarımıza yönelen mütecessis gözler söz konusu olduğunda, gerçek hayatlarımızdan daha hassas bir tavra bürünüyoruz. Sosyal medyada kendimize ait olduğunu düşündüğümüz alanı davetsiz misafirlerden korumak için bu alanları sağlayan şirketlerin sözlerine güvenmiyor, birbirimize neredeyse hiçbiri işe yaramayan güvenlik taktikleri veriyoruz. İnsanlar, herkes beni görsün, farketsin, beğensin ama gerçek hayatımı (çok da) bilmesin arzusunda. Bu halleriyle Süperman’i hatırlatıyorlar. Süperman de bir anda görünür, insanların alkışlarını alır, sonra gözden kaybolurdu ve onun gerçek hayatta silik bir gazeteci olduğunu kimsenin bilmesini istemezdi.

Dijital dünyada özel hayat inşa etme derdindeki insanların tüm dikkati, başkalarının daha fazla bilmesini engellemek üzerinde toplanmış halde. Özel alanın mahiyeti ve sınırları, bu konuya aşina olmayanların hayret edeceği kadar ince ayrıntılarıyla tartışılıyor. Mesela ölmüş insanın sosyal medyada bıraktıkları kimin malı sayılacak; ‘Reel’ insanlar hakkında her türlü bilgiyi -kim bilir ne için- toplamaya çalışan bir firmalardan birine satılabilecek mi? Ya da merhumun havalı nick’ini başkası kullanmaya başlamışsa, mirasçıları dava açabilirler mi?

Hukukçulardan psikologlara bu işe burnunu sokan her sektör, sosyal medya hesaplarına yerleştirilen verilere başkalarının el uzatmasını konuşuyor; ancak, bu el uzatmanın hoşgörülmeyecek sınırı belirsizliğini koruyor. Arkadaşımla çektirdiğim fotoğrafı ondan izinsiz koymakla, bu sınırı aşmış mı olurum? Peki ya kendisine ait farklı sosyal medya türlerinde ve hesaplarındaki bilgileri bir araya getirerek yayınlasam ya da görsellerini analiz edip hafta sonu nerede yemek yediğini bulsam?

Kapıdan girmek

Din ile daha sıkı ilgileri olduğu kabul edilen kişiler de aynı soruları soruyorlar. Dijital hayatın, bâhusus sosyal medyanın sunduklarını ‘nimet’ olarak nitelerken tereddüt etmedikleri için, bu sorulara kendi kaynaklarından cevap arama derdindeler sadece.

Onun için “evlere kapılarından girin” (Bakara 2/189) emrini dile getiriyorlar. Öyle ya, internetteki kişisel alanımız da bir tür evimiz sayılır; evlere kapılarından girmemiz gerektiği gibi ‘müslüman kardeşinin’ dijital mekânlarına da onun rızasına muvafık şekilde girmek ve çıkmak gerek. “Başka evlere izin alıp selam vermeden girmeyin” (Nur 24/27) emrini hatırlatıyorlar; demek ki bu ayetlere muhatap olduğuna inananlar, benim portal’ımda, podcast’ımda, blog’umda, page’imde yer alan verileri haberim olmadan kullanmamalı. Elhak, doğru diyorlar; herhalde birisinin ikamet adresini keşfedip, rızası olmadan ifşa etmek ya da belirli kişilere özel erişim sağladığı fotoğrafları âleme yaymak câiz olmamalı. Üstelik bu konuda cümle kurarken, İslâmî terminolojiden intikal etmiş bir kavramı kullanmaya dikkat ediyorlar: ‘mahremiyet’. İnternet üzerindeki özel hayatımızın dışarıya karşı korunmuşluğuna mahremiyet deyince, ‘daha İslamî’ oluyor. Böylece İslamiyet’e dair hafızamız bu son derece yeni tartışma alanının yanına ilişiyor; Arapça bilmeyenler bile kelimenin haramla, haremle, hürmetle, mahrumiyetle, nâmahremle irtibatını hissediyor. Ancak nedense mahremiyeti korumak denildiğinde herkesin aklına dışarıdan müdahale geliyor. Meraklı gözlere, münasebetsiz arkadaşlara, kötü niyetli tanıdıklara, etik sınırlardan bihaber şirketlere, kudretli istihbarat örgütlerine karşı sanal hayatımızın mahremiyetini savunuyoruz.

Çıplaklar ülkesinde hayat

Çıplaklar ülkesi diye bir yer olsaydı ve devrin Müslümanlarından bir grup daha iyi bir hayat uğruna o ülkeye göç etseydi, ne yaparlardı acaba? Bir araya geldiklerinde, yani gözleri aynalara iliştiğinde, ne derlerdi birbirlerine? Belki kendi vatanlarında yaşamanın nasıl bir şey olduğunu hatırlatanlar çıkardı aralarından. Belki birileri çıplaklar ülkesinin de bir gün kendilerine vatan olacağı ümidini dile getirirdi. Çıplaklar ülkesindeki müslümanlar, birbirleriyle dertleştiklerinde söz ne kadar çelimsiz olursa olsun, şu üç cümleye benzer bir şeyler mutlaka söylenmiş olurdu; “En doğrusu şehrin tenha uçlarında dolaşmak; daha az görüp, daha az görünürüz”, “Kendi vatanımızda yaşıyormuş gibi davranırsak, bir süre sonra alışırız; o zaman bu denli etkilemez bizi, aslında önemli olan bu çıplaklığın arkasındaki anlayış”, “Bizi bu ülkeye gelmeye sevkeden ihtiyacımızı karşılayacak kadar bulunmakta bir sakınca yok; daha fazla kalırsak ilkelerimize ters düşeriz”.

Dünyalığı setretmek

İslâm’ın inşa ettiği anlam dünyasında, dikkat çekmeye ve kendini göstermeye çalışmanın (Ahzab 33/33) karşıt kavramı tesettürdür. Kısa bir süre önce, isteseniz bile kimseyle paylaşamayacağınız şeyleri, şimdi herkesin önüne serebilme imkânına sahip bir dünyada yaşıyorsak, bu karşıtlığın ne söylediği üzerinde yeniden düşünmenin vakti gelmiş olmalı. Tesettür, öncelikle tevazuyla ilişkilidir ve tevazu kendini hakir göstermek değil, dünya imkânlarına, zenginliklerine sahipken bunu başkalarına teşhir etmemektir. Tesettürle hedeflenen, sahip olunan dünyalıkları setretmektir, vazgeçilmez dünyalığımız olan bedenimizden başlamak üzere. Ekonominin, üretimin sermayenin dönüştüğü dünyada, zenginliklerin, tüketimin, biriktirilen dünyalıkların da bambaşka içerikler kazandığını görmeden tesettürü anlamaya çalışmak ne kadar isabetli olur? Giderek daha rafine hale gelen hayatlarımızda, takılan bir kolye mi insanların daha çok dikkatini çekmeye yarar, lüks bir tatilden enstantaneleri sosyal medya hesabına koymak mı? Bilezik mi, pahalı bir restorantta yaşanmış keyfin fotoğrafı mı?

Fıkıh erbabının hiç sevmediği türden bir soruyla bitsin bu yazı: Başı örtülü ve başı açık iki kadın olsun. Başı örtülünün sosyal medya hesabı olsun, başı açığın olmasın. Üstelik başı örtülü davetlerini, mobilyalarını, alış verişlerini, tatillerini, katıldığı faaliyetleri, yediğini, içtiğini sosyal medya hesabına koysun. Kim daha tesettürlüdür?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s