Konferans Notları

“Klasikler medeniyetlerin omurgasını teşkil ederler”

Klasikleri Anlamak

Mehmet Akif Kayapınar[1] Klasik Düşünce Okulu’nun mihmandarlık ettiği  “Mukaddime Okumaları” seminer dizisinde, Mukaddime’yi toplum-bilimsel, siyasi ve sosyolojik açıdan değerlendiriyor. Kendisinin Mukaddime Okumaları’nın ilk dersinde klasikleri anlamak hakkında sunmuş olduğu bakış açısını maddeler halinde sizlerle paylaşmak istedik.[2] Rukiyye Rahmet Demireşik, bizler için derledi:


  • Klasik metinler, zamanlar ve mekânlar üstü olan kutsal metinleri, belirli bir zaman ve mekâna indiren metinlerdir.

Bir medeniyetin hayatiyeti, bir yandan zamanın ve mekânın meydan okumalarını karşılayabilmesine, diğer yandan da kimliğini muhafaza edebilmesine bağlıdır. Bu ibarede mekândan kastedilen belli bir toplumdur; şimdi, şu anda burada var olan toplumsal gerçekliktir. Zamandan kasıt ise insanlık birikimi, o zamana kadar birikmiş olan insanlık değerleri ve bilimsel gelişmelerdir. Medeniyetlerin varlıklarını idame ettirebilmeleri için, bu iki zorlu sayılabilecek işi başarabilmeleri gerekir.

Hiçbir medeniyet bir dinle özdeşleştirilemez ama dinden ayrı da düşünülemez. Dinlerin değerleri yahut dünya görüşlerinin değerleri bazı temel metinlerde ihtiva edilir, bunlara kutsal metinler denir. Kutsal metinler kutsallıkları gereği üst düzeyde soyut, sembolik, zamanlar ve mekânlar üstü metinlerdir. Bu sembolik soyut zamanlar mekânlar üstü metinleri belli bir zaman ve mekâna indirmek için bir aracılığa, belki bir taşıyıcıya ihtiyaç vardır. Bu taşıyıcılar o kutsal metinlerdeki değerleri belli bir zaman ve mekâna indirirler, işte bu metinlere biz genel olarak klasik diyoruz.

  • Klasiğin bir diğer işlevi de zamanın ruhunu yakalamaktır.

Yani evrensel insanlık birikimiyle diyalog içerisinde olmaktır, ki bu da kolay bir şey değildir. Burada zamanın ruhundan/evrensel insanlık birikiminden kasıt bilimsel gelişmeler, rasyonalite ve diğer evrensel kabul edilen değerlerdir. Dolayısıyla klasik denilen bir eser üç ayaklı bir yapıya benzer. Bir ayağı şimdi ve burada bulunan toplumsal gerçekliktir, diğer ayağı o medeniyetin özünde, kökeninde bulunan din ya da dünya görüşü ve onlardan neşet eden değerlerdir, üçüncü ayağı da evrensel insanlık değerleridir. Eğer bir metin aynı anda bu üç yapıyı, bu üç unsuru anlamlı bir çerçevede buluşturabiliyorsa, klasik olmayı hak ediyordur.

  • Klasikler medeniyetlerin omurgasını teşkil ederler.

Klasikler bir binanın taşıyıcı sütunu işlevi görürler. Bu işlevleri dolayısıyla medeniyetlerin sürekliliğini ve iş tutarlılığını sağlar, bir bakıma medeniyetlere can ve kimlik verirler. Medeniyetlerin ruhunu taşırlar ve teşkil ederler.

  • Bir medeniyet klasiklerini hala üretebiliyorsa ve bunu iyi bir şekilde yapabiliyorsa bu aslında o medeniyetin hala yaşamakta olduğunu gösteren önemli bir unsurdur.

            Bir medeniyetin hayatta olup olmadığını, canlı olup olmadığını, ya da ne derece canlı/hayatta olduğunu anlamak için o medeniyette hâlihazırda klasiklerin üretilip üretilemediğine bakılabilir. Bunları göz önünde bulundurarak, klasiklerin öneminin altını çizmek gerekir.

  • Bir medeniyetin klasikleri arasında da bir ilişki kurabilir, buna bir zincir gözüyle bakabiliriz.

Her bir klasik bu zincirin bir halkasını teşkil eder,  zaman ve şartlar değiştikçe bu zincir uzayarak o medeniyetin hayatiyetini sürdürür. Fakat eğer o zincirde, halkalar arasında bir kopukluk varsa, bu durum söz konusu medeniyetin krizine işaret eder. Zira bu durum, söz konusu medeniyetin belli bir zaman ve mekânın meydan okumalarına cevap veremediği anlamına gelir.

  • Bir metnin klasik olması için mutlaka doğru ve en iyi görüşü ve bilgiyi ihtiva etmesine gerek yoktur.

Bugünden dönüp baktığımızda klasik sayılan metinler içerisindeki bilgilerin bir kısmının yanlışlanmış, bugün itibariyle bir anlamının kalmamış olduğunu görebiliriz. Ama bu durum o metnin klasik olduğu hakikatini ortadan kaldırmaz. Zira o metin vakti zamanında bahsettiğimiz işlevleri görmüş, ilgili medeniyetin o zamanki ihtiyaçlarına belli bir çerçevede cevap verebilmiş metindir. Dolayısıyla bugün anlamlı olup olmaması, yahut ihtiva ettiği bilginin/unsurların bugün doğru ya da anlamlı olup olmaması bir metnin klasik sayılmasında bir kıstas değildir.

  • Klasikler dediğimizde aklımıza çok gerilerde kalmış, geçmişte üretilmiş metinler/eserler gelebilir ancak bu tümüyle isabetli bir yaklaşım değildir.

 Klasikler medeniyetin hayatiyetini sürdürdüğü için, medeniyet yaşadığı müddetçe de üretilmeye devam eder; klasikler hâlihazırda da üretilebilir, gelecekte de üretilecektir. Ancak bir metnin klasik olup olmadığı kararı biraz zaman gerektireceği için belki belli bir zaman payı bırakmak doğru olabilir. Yine de netice itibariyle, klasik demek eski demek anlamına gelmez.

  • Bir klasiğin yazılı bir metin, bir kitap olması şart değildir.

Bir mimari eser, bir resim, bir müzik; hatta günümüz söz konusu olduğu zaman bir film dahi klasik metin işlevini görebilir. Dolayısıyla klasik kavramını daha geniş tanımlamak gerekir.

  • Klasikler temel referans metinleridir.

İnsanlar kendi alanlarında çalışırken ürettikleri eserlerde klasiklere referanslar verirler. Klasiklerde zikredilen/ele alınan hususları genelde verilmiş kabul ederler ve kendi çalışmalarını onların üzerine inşa ederler. Bu sebeple, bir kültürü, bir toplumu, bir medeniyeti anlamak istiyorsak; o kültürün/medeniyetin klasiklerini anlayarak işe başlamamız gerekir. Zira pek çok unsur ve ön kabul, ilgili medeniyetin klasiklerinden neşet eden unsur ve ön kabullerdir. Hatta bazı kriterlere göre klasiklere hâkim olmak entelektüelliğin bir şartıdır, bu açıdan bir kültüre yahut topluma dair çalışırken onların klasikleriyle başlamak anlamlı olabilir.

  • Klasik metinler genellikle çok katmanlı olur.

Siz işe klasik metni okuyarak başlarsınız, fakat onun okuyanların zihninde kendini açımlaması biraz zaman alabilir. Okuyanın görgüsü, bilgisi arttıkça o klasik metin kendini daha da fazla açar, inşa eder. Bunu bir bilgisayar programının bilgisayara yüklenmesinin ardından çalıştırılması için kurulması gerekmesine benzetebiliriz. Program ancak kurulduktan sonra aktif hale gelebilir. Aynen bunun gibi klasik metinler okunduktan -zihnimize yüklendikten- sonra onun çalışması, yani kendini açımlaması için biraz zaman gerekir. Bunu ne kadar iyi bir şekilde yaptığı, klasik metnin kalitesini gösterir. Bir klasik, kendini ilk başta gizledikten sonra zaman içerisinde açabilme kudreti, onun kalitesini belirleyen bir unsurdur.

  • Bazı klasikler içlerinde bulundukları medeniyetin sınırlarını da aşabilir ve bütün insanlığa mâl olabilirler.

Medeniyetlerin klasikleri vardır, klasikler medeniyetlerin taşıyıcı sütunlarıdır, omurgalarıdır, demiştik. Ancak, klasiklerin bazıları yalnızca üretildiği toplumun sınırlarında, kendi medeniyetlerini oluşturan zincirin halkaları olmaktan ibaret kalmazlar. Klasiklerin tümü için bu söylenemez, ancak “dünya klasikleri” dediğimiz eserler, kendi medeniyetlerinin sınırlarını aşmış eserlerdir.


[1] , Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim görevlisidir, uzun süredir İbn Haldun ve Mukaddimesi üzerine çalışmalar yürütmektedir.

[2] 9 Haziran 2020 tarihli oturuma şu linki takip ederek ulaşabilirsiniz: https://youtu.be/mekWk1dlhwI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: