Genel Mülakat

“Biz İsmet Özel’in şiirini okumuyor, dinliyoruz.”

İsmet Özel, yakın dönemin usta şairlerinden. Özel, şiirlerinin yanı sıra, nesir şeklindeki yazılarıyla da düşünce dünyamızda çığır açan düşünürlerden biri olmuştur. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda şiirleriyle ele alınan Özel’i, geçtiğimiz aylarda yayımlanan İsmet Özel ve Partizan kitabı başka bir açıdan inceliyor. Eserin yazarı Hüseyin Etil’e; İsmet Özel’i nasıl anlamak ve eserlerini nasıl okumak gerektiğini, onu kendine has kılan yönlerini sorduk. 

Abdullah Acun sordu.

Öncelikle çok temel bir soruyla başlayalım mülakata: Bir yazar nasıl okunur, seçme eserleri mi yoksa tüm eserleri mi okunmalı? Bu iki metottan hangisinin İsmet Özel’i okumak için daha uygun olduğu söylenebilir? Sizce bütün eserleri okunmadan İsmet Özel anlaşılabilir mi?

Sorunuzu cevaplamadan önce hepimizi ilgilendiren genel bir durumdan bahsetmek istiyorum. Kitap ve eser algımız açısından modern dönemde büyük değişimler oldu. Modern öncesinde kitap denildiğinde büyük harfli Kitap (“the”, “el” kitap) anlaşılırdı. Kutsal kitaplar da mutlak bilgi kaynakları olduğu için bu kitaplara yaklaşım total bir kitap kültürünü oluşturuyordu. Batı’da skolastik kültür, bizde de medrese geleneği kitaba nasıl yaklaşılacağını, nasıl bir eğitimle kitaba hazırlanacağını öğretirdi. Modern bilgi yapısındaki kırılma kitap kültürünü etkiledi, ancak önceki kültür sekülerleşerek modernlere büyük miraslar bıraktı. “Bir metin nasıl okunur” sorusunun pre-kapitalist cevapları modern kültür içinde geniş bir yer tutar. Batının becerdiği, bizimse beceremediğimiz şey, medreselerdeki kitap kültürünü modern zamanlara uyarlamaktır. Klasik yordamlar hor görülerek terk edildi ancak bu kültürel kayıp bütün kitaplara yaklaşım konusunda bizleri kültürsüzlüğe ve ciddiyetsizliğe mahkum etti. Tercümanlık ile entelektüellik arasında neredeyse hiçbir mesafe kalmadı. Bir metni kendi dilimizde okuduğumuz taktirde kolayca ve hemencecik anlayabileceğimizi düşündük. Anlam ile anadilin bu talihsiz çakışması, tefsirden meale bu savruluş, kültür ortamını sefalete mahkum etti.

Bir yazarın nasıl okunacağı konusunda ideal okuma biçiminden bahsetmek mümkün görünmüyor. Her yazar, farklı seviyelerde ilginin konusu olagelmiştir. Metinlere yaklaşım konusu uzun, çetrefilli bir konu. Bu soru bir yönüyle okurun zihnindeki tartışmalar ile ilgili boyutu, diğer yönüyle de metnin bizzat kendisini ilgilendiren boyutu içerir. Kutsal metinlerden akademik makalelere uzanan geniş bir yelpazedeki metin ya da yazı kültürü, birbirinden farklı seviyelerde okur talep eder. Bir deneme, makale, köşe yazısı farklı bir okur profili gerektiriyorken; hikaye, roman, şiir, felsefe metinleri veyahut “klasik” denilen metinler farklı bir okur talep eder. Özellikle de şiir ayrı bir yaklaşım tarzı gerektirir.

Terry Eagleton’ın bir kitabının başlığıdır “Şiir Nasıl Okunur”? “Nasıl” sorusu, kültürün bizzat kendisidir. Kitap okumak kültür değildir, nasıl kitap okunacağını bilmektir kültür. Karnını doyurmanın kültür demek olmaması, fakat nasıl yenileceğini bilmenin kültür olması gibi. Bu bakımdan okuma kültürleri hızla değişiyor. Sözlü ve yazılı kültürden geçtik ve dijital bir çağın içindeyiz. İletişim teknolojilerindeki yaşanan radikal atılımlar, okuma kültürü ve okur tipolojisi üzerinde dramatik sonuçlar doğuruyor. Kitle kültürü, yazılı kültüre ait metinlere bakışımızı biçimlendiriyor. Türkiye, 1950 sonrasında eğitimin popülerleşmesiyle birlikte güçlü bir yazılı kültür üretmeye başlamıştır. Matbu metinlere dayalı canlı bir kültür sanat dinamizmine sahiptik. Yazı ya da metin üretimi ciddi bir işti. Hem yazar hem okur; çalışkan, disiplinli, gerçekten ilgili idi. Bugün böyle bir yazar ve okur bulmak zor görünüyor.

İsmet Özel bu ciddi kültür ortamında yetişti, bu ortamda yetişenler metin üretimini ciddiye aldılar ve yazının asaletinin farkında idiler. Bu kuşaklar açısından yazı, gerçekten namus olarak görüldü. O nedenle okurken dikkat etmek, hazırlanmak gerekiyor. Sıkı örülmüş esaslı metinlerin ihmalkâr bir göze tahammülleri yoktur. O nedenle biz İsmet Özel’in şiirini “okumuyor”, “dinliyoruz”. Kanaatimce bunlar, iki farklı insana ait iki farklı eylemdir. İsmet Özel’e duyulan ilgi ve bu ilginin aldığı farklı biçimler gerçekten bir araştırmanın konusu.

Sizce İsmet Özel’in düşünce sisteminde şiir-düz yazı ayrımı yapılabilir mi? “Sol kesim daha ziyade şiirlerini, İslamcılar ise düz yazılarını okuyor” diyebilir miyiz?

Türkiye solunun İsmet Özel’le bir ilgisi kalmamış durumda. Ne şiirlerini ne yazdıklarını okuyorlar, onu görmezden geliyorlar. Bunu vahlanma olarak değil tespit olarak söylüyorum. Amentü’den sonra solda ciddi bir İsmet Özel ilgisi kalmadı. Zaten bu ilgisizliklerini 90’lı yıllarda bir bahaneyle beyan ettiler. Solun İsmet Özel hafızası “Sivas Semalarında Uçan Sırp Tayyareleri” yazısından ibarettir. Politik açıdan anlaşılabilir ancak entelektüel açıdan büyük bir patolojinin konusudur bu. Hastalıklı, histerik bir ruh halinin sonucu. Solda duran entelektüeller ve edebiyat eleştirmenleri, politika ile sanat arasındaki ilişkiye dair görüşlerini artık bir karara bağlamak zorundalar. Bu keyfilik ve kaprisleri can sıkıcı. Peter Handke bahsi açıldığında edebiyat içi kriterlerden söz edip, estetik ölçütlere yaslanarak savunmalar yazmaları, İsmet Özel konusunda ise iki farklı düzeyi birbirlerine karıştırmaları; düşünce sorunu olmaktan öte etik-politik bir sorundur ve bu aydın tipi hakikaten kendi gök kubbemizde kötücül bir nihilizm olarak dolanmaktadır. Kendi rahatlarını bozan şeyleri ortadan kaldırmaya dönük tutkuları patolojik boyutlarda. Dolayısıyla, Özel’in şiirini bir kesim, nesrini diğer kesim okuyor demek doğru değil.

Soldan sonra İslamcılar konusunda da şunları eklemek gerekiyor: İslamcılar, İsmet Özel konusunda hafızadan ibaret görünüyorlar; ona dair bir analiz, eleştiri yazmaktan ziyade bol bol anekdot ve menkıbe anlatmakla meşguller. Yazılı kültürün içinde hareket edenlerin ilgisi yok, ilgisi olanlar ise ilgilerini sözlü kültürün dışına taşıyamıyorlar.

İsmet Özel’in düz yazıda yaptıklarına dair şunları söyleyebilirim: Özel, her şeyden önce iddialı ve ciddi bir isim. Bir şey ile ilgilenmeye karar verdiğinde onu hayatının kıyısına, bir köşesine yerleştirmez; o şey her ne ise yaşamının orta göbeğinde durur. Hz. Peygamber’in sünnetine atıfla “dönünce tüm gövdesiyle döndü” demesi boşuna değil. Bu türden ciddi ve iddialı birinin nesre yöneldiğinde orada da üst düzey bir iş yapmak isteyeceği ortadadır. Türk şiirinin çıkmazlarında Özel’in ortaya koyduğu çıkış yolu arayışının bir benzerini nesirde de görmek olasıdır. Adına layık yazılardır bunlar. Öylesine kaleme alınmış olmanın ötesinde, ülkenin kaderine tanıklık ederler.

Seksen sonrasında medya sektörünün gelişimiyle birlikte güncel ile tarih, teori ile pratik, köşe yazısı ile deneme arasındaki seviye ve düzlem farkları silinmiştir. Özel’in nesirde yapıp ettiklerini, geriye düşen yazının sonraki kaderi açısından da düşünmek zorundayız. Bizler bugün için “bugün var yarın yok” yazılar kaleme alıyoruz. Zamana dirençli yazılar ve düşünceler peşinde koşturmuyoruz. Seksen sonrasındaki yeni gündem, yeni bir yazı kültürü getirdi ve yazı düşünceden, asaletten uzaklaşarak magazinleşti. Sol entelektüeller arasında bilhassa Nokta ve Yeni Gündem gibi dergilerin başını çektiği yeni bir yazı üslubu gelişti. Güncel bir olayın çarpıcı resimlerle aktarıldığı, işin detaylarıyla uğraşmayan, çarpıcı ve tüketilebilir bir yazı üslubu hâkim oldu. Günümüz yazısındaki çürümenin kökleri o dönemlere uzanır. İsmet Özel ise, ölümle yarışacak ısrarlarıyla inadından vazgeçmedi ve seksen sonrasındaki bu yazı iklimini kırmak için büyük çabalar ortaya koydu, bugün bizlere nesir düzleminde de daima okunacak ve okunması gereken büyük bir külliyat bıraktı.

İsmet Özel gazeteci-entelektüel bir tip olmadı, bir kamusal entelektüel olarak gazetede yazılar yazdı, o kadar. Nesir konusunda ülkenin durumu iç açıcı değil ancak bilhassa muhafazakar camianın durumu daha kötü. Önceki kuşaklar daha çok yazı üretiyor, yeni kuşakların ise yazıyla bağları kopmuş durumda. Solun yazıyla ilişkisi biraz daha ontolojiktir, yazmadan duramazlar. Muhafazakarlar ise daha çok sohbet kültürüne meyyal davranıyorlar ve bu yazının krizine neden oluyor. Okunacak yeni kuşaklar da üretemediklerinden, eskilerin basıncı altında kalıyorlar. Buradaki yazı kıtlığı bizim kuşaklarımız açısından bir sorun oluşturacak gibi duruyor. Yazıyı ve denemeyi yeniden kazanmak gerek. “Yazmak”, “düşünmek” ve “yapmak” çoktan ders vermenin (akademi) ve görünmenin (medya) gerisine düştü.

Bir yazarın yazdıkları dışındaki bilgi aktarım süreçleri ve bunların o yazarın okunmasındaki öneminden bahsedecek olursak, İsmet Özel, yazıları dışında başka ne gibi bilgi aktarım yolları kullanıyor? Bu yolları takip etmenin Özel’i anlamadaki önemi nedir ve kullandığı yolların nasıl bir etkisi bulunmaktadır? 

İsmet Özel’i, az önce andığım iki yanlış hafıza kültüründen dolayı yeterince bilmiyoruz. Daha doğrusu anlamıyoruz. Ne yapıp ne ettiğini, nasıl bir portre çizdiğini, çabalarının ülkemizin ve dünyanın gidişatı çerçevesinde nereye tekabül ettiğini bilmiyoruz. İsmet Özel konusunda henüz yolun başındayız ne yazık ki. Bu iki yanlış uç tutumun nedeni belki de politik militanlık ile kültürel pratiklerin birbirinin çok uzağına düşmesi, üstelik bu ayrı düşüşün de parçalanmış bir kimlik topografyasında gerçekleşmesidir. Siyaset ile kültür iki farklı alan olarak iki farklı kimlik bölgesine dağılmıştır. Bunu şunun için belirttim: İsmet Özel geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran partili-aydın tipinin, kamusal entelektüel figürünün son örneklerinden biridir. Bu nedenle yalınkat (yüzeysel) okumalara karşı her zaman bir direnç gösterir. Şunu demek istiyorum: Bu tip kültür ve politika ile estetik ilgiler nedeniyle ilgilenmedi; belli bir amaç doğrultusunda kitapla, düşünceyle, estetikle bir ilgi kurdu. Savunduğu hakikatlerin topluma ulaşmasında kamusal mecraların hepsinde bu nedenle var olmaktan kaçınmamış, bilhassa istemiştir. Sevgiliyi uyandırmak için bütün yollara başvurmuştur; partilerin içinde yer almış, şiir-nesir-poetika-düşünce alanlarında büyük bir entelektüel üretimde bulunmuş, yayınevleri-dergiler-dernekler kurmuş ve örgütlemiş, uzun yıllar köşe yazarlığı yapmış, bütün mecralarda aktif olarak var olmuştur. Bütünlüklü bir kamusal entelektüel ile karşı karşıyayız ve bu çaba, ülkenin başı dik, kendine yeter şerefli bir yaşam sürmesi adına savaşçı bir ruhla gerçekleştirilmiştir.

İslamcı camiada İsmet Özel kadar hareketli, sürekli bir dinamizm içinde başka bir isme daha rastlanmaz. Şiir resitalleri düzenler, korolar örgütler, dernekler kurar, dergilerin birini açar diğerini kapatır, sürekli eylem halinde bir canlılık, dinamizm sergiler. Entelektüel dinamizmi yok eden bürokratik ve muhafazakar mülkü koruma güdüsüne karşı dikkatlidir. Estetik ile politikanın birlikteliğini kurabilmiş “camianın” nadir örneklerinden biridir. Kültürel regresyon (vasatlaşma, zayıflama) ve politik dekadans (çöküş) içinde olan bizler için Özel’in politik netliği ve entelektüel derinliği hayatiyet derecesinde önemlidir. Girilen kültürel krizden Özelvari entelektüellerin çabalarıyla çıkılabilir, keşf-i kadimden sonra gösterişli bir kültürel dandizme (yapmacıklık) soyunan pseudo-entelektüellerle (sözde-entelektüellerle) değil. Kamusal entelektüelden düşüşün kültürel gerileme ve entelektüel sefalet ile neticelenmesi cari açığın derinleşmesine ve kültürel yaşamı daha da dışa bağımlı hale gelmesine yol açtı. Özel’in dediği gibi savaş bitti ve kimse dirseklerine kendi kumaşından yama bulmanın derdinde değil.

İsmet Özel üzerine yapılan ikincil çalışmalar için ne söylersiniz? Bu çalışmalar Özel’i anlamaya ne kadar katkı sağlıyor, yoksa tam tersine anlamayı zorlaştırıyor mu?

İsmet Özel konusunda en büyük sorunlardan birisi de burada, eleştiri kültüründe yatıyor. Entelektüel alanda büyük sorunlarımızdan biri ülkemizin eleştiri kültürünün kısır, yüzeysel, güdük ve sekter (hoşgörüsüz) olması. Eleştiri patetikleşti, duygusallaştı; bu sığlık problemli bir şey. Yok ediyor, çürütüyor, eleştiri dinamiğini, düşünce zenginliğini, entelektüel üretimi imkansızlaştırıyor.

Özel’in meydana getirdiği eserler ile onun hakkında yazılanlar arasında büyük bir asimetri var. Onun eserleri ne kadar derinlikli ve zengin ise, hakkında yazılanlar bir o kadar fakir ve yüzeysel. “Eleştiri” ile “eser” arasındaki diyalektik bağlar uzun zamandır kopuk durumda. Bunun iki nedeni var; ilki, İsmet Özel, okurlarını ikiye bölen bir yazar; dostlar ve düşmanlar olarak okurlarını saflaştırır. Bu nedenle onu ya çok seviyorsun ya da nefret ediyorsundur. Bu da “eleştiri”yi imkânsızlaştırıyor. İkincisi; edebi ve entelektüel kamusal alan seksen sonrasında parçalanmıştır. Farklı kimlik bölgelerine bölünen entelektüel-kamusal alanın neden olduğu şey, şairin dediği gibi: “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesildiyse, diğer dünyaya sağırlaşıyor”. Bu itibarla, nitelikli okur ile Özel’in eserleri arasındaki bağlar kopuk durumda. Bu nedenle, benim yapmaya gayret ettiğim husus Özel’in eserleri ile kopan eleştiriyi yeniden tesis etmek, bir de onu duymaya çalışarak varlığına şahitlik etmektir. Spinoza’nın dediği gibi ne gül ne ağla, sadece anla. Ne gülen ne ağlayan, anlamaya çalışan bir metin ortaya koymaya gayret ettim.

İsmet Özel okumaya hangi sırayla başlamak gerekir?

Ötelediğim ilk soruyu da burada daha açık cevaplandırma imkânımız var: İsmet Özel nasıl okunmalıdır? Özel’in bütün yazdıkları okunmalıdır. Seçme eserler biçiminde özel seçkiler de oluşturulabilir, ancak ben bütün metinlerinin okunması taraftarıyım. Daha stratejik, daha kurucu, daha öne çıkan metinleri ve şiirleri elbette var. Ancak sadece şunu eklemek gerekiyor; Erbain kitabı Özel’in kırk yılın şiirleri olarak o güne kadar yayınladığı şiirlerden oluşan bir toplu eser. Ben Özel’in metinlerinin toplu eser olarak değil de, her şiir kitabının kendi kitap bütünlüğü içinde okunması taraftarıyım. Bu nedenle imkân olsa da Özel’in Geceleyin Bir Koşu, Evet İsyan, Cinayetler Kitabı ve Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Resmin Arkasındaki Satırlar başlıklı şiir kitaplarını ilk baskıları ile kendi bütünlüğü içinden okusak diyorum.  Çünkü bu kitaplar kendi içinde bütünlüğe sahiptir; tek tek şiirler değil de, kitabın bütününe yayılan bir duyarlılık kitaba nüfuz eder. O duyarlılığı yakalamak adına bu önemlidir. İsmet Özel nasıl okunmalıdır sorusundan belki daha önemli soru şudur: İsmet Özel bizi neden ilgilendirmeli?

Özel’in metinlerine üç açıdan yaklaşmak gerek; i) tarihi bağlam, ii) metinlerarasılık ve iii) yazarın (politik) biyografisi. Özel’in kendisinin de dikkat çektiği bir husus var (şiirlerini okurken tarihlerini vermesini kast ediyorum); ister şiir, ister düz yazı olsun, eserlerin yazıldığı tarihsel dönem, dünyanın ve ülkenin nesnel şartları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Politik tarihin yanı sıra entelektüel açıdan da epey şey yüklenmek gerekiyor. Bu kez de dünyanın ve Türkiye’nin düşünce ve sanat tarihini bilme zorunluluğu söz konusudur. Çünkü Özel’in metinleri bağlamsal olmasının yanı sıra metinler-arasıdır da. Karşımızda sadece farklı politik düşmanlarla yalnızca politik sahada mücadele eden birisi değil, sanat ve düşünce alanında da mücadele eden, örneğin şairlerle de savaşan bir figür var. Son olarak Özel’in politik biyografisi de hesaba katılmak zorundadır. Özel’in ne yaptığını ve ne yapmak istediğini, kısacası İsmet Özel’i anlamanın yolu keskinlikle sadece kitaplarını okumaktan geçmiyor. Özel’e dönük ilginin eklektik ve parçacı değil, bütüncül olması gerekiyor ve bu bütüncül ilgi üç emek biçimini gerekli kılıyor.

Bir şiiri, şairinin kişiliğinden koparmak doğru değildir. Komünist mücadeleyi paranteze alarak Sartre’ı anlamak mümkün olmadığı gibi, İsmet Özel’i de yürüttüğü politik mücadeleyi bilmeden anlamak olası değildir. Örneğin, insanlar pek farkında değil ama İstiklâl Marşı Derneği son çeyrek asrın en önemli hadiselerinden birisidir. O nedenle, Özel’in şiirini, düz yazılarını ve politik praksisini (fiil ve davranışlarını) yakından ilgiyle takip etmek gerekiyor. İsmet Özel ne sempati ne de empati talep eder, onun okurdan talebi dikkat ve bağlanmadır. Bu dikkat ve bağlanma talebi veyahut çağrısı ise tarihin nesnel gerçekliğini araştırma adına değil, tarihin gerekliliğini yerine getirecek bir tarihsel sorumluluk adına yapılır. Bunların da ötesinde elbette İsmet Özel külliyatı kendilik talep etmektedir; kendini bilmeyen başkasını bilemez.

Yazarların fikri dönüşümünü takip etmekte neyi esas almamız gerekiyor? Açıktan görüşünü inkar ettiğine dair beyanı olmadıkça o görüşleri doğru ve ona ait mi kabul edeceğiz? Fikri dönüşümüne dair bir beyanı olmadıkça ve eskilerden farklı fikirler buldukça bunlara çelişki olarak mı bakacağız? Yoksa bunu bir tekamül süreci olarak mı değerlendirmeliyiz? Bu konuda İsmet Özel için durum nedir?

Bütün yazarlara dair ortak bir ölçüt çıkarmak söz konusu olamaz. Çünkü çok daha tutarlı portreler ortaya koyan entelektüeller olduğu gibi son derece çelişkili düşünceler serdetmiş, bir zaman savunduklarını başka zaman reddetmiş isimler de bulmak mümkün. Metodolojik tercihler, alâkadar kişinin ilgileriyle belirlenecektir. Tercih olarak sanatçının yaşamı, politik görüşleri, düşünceleri ve eserleri arasında koşutluklar aramanız da gerekmez. Edebiyat eleştirisinde bu çok ciddi bir tartışmadır. Tarihsel gerçekliğe mi bakacağız, yoksa sadece metnin kendisine mi yöneleceğiz sorusunun kesin bir yanıtı yok. Hatta 1960’lı yıllardan itibaren “yazarın ölümü” tartışmalarını düşündüğünüzde, yazarın metni üzerinde bir otoritesi de kalmamıştır. Buna göre, metnin kendisinde daima yazarın düşüncelerinden ve kastından kaçan noktaları, Roland Barthes’ın ifadesiyle “yazının sıfır derecesi”ni bulmak olasıdır.

“Metin yazara mı aittir yoksa entelektüel kamuoyuna mı” soruları benim kalkış noktam olmadı. Metinlerin içerdiği boşluklara, sıfır noktalarına odaklanmadım. Hem metnin kendisine hem de sıfır noktalarına odaklanılabilir ve oradan yeni başlangıçlar yapılabilir. İsteyen, arzu eden bunu gerçekleştirebilir. Ben, bilhassa İsmet Özel’e böyle bakmıyorum. Entelektüel kamuoyu tutarlı bir portre denemeleriyle uzun zamandır pek ilgili değil. Teoriden sonra (After Theory, Terry Eagleton) her şey mübah hale geldi ve metinlere yaklaşım konusunda standartlar, kriterler terk edildi. Post-modern bir kültür içinde her şeyi her şey ile yan yana getirebiliyoruz. O nedenle yeni eleştiri uzamında bütüncül, tutarlı, anlamlı öykülere kimsenin bir ilgisi yok. Aynı Adam’ın Öyküsü kitabının çelişkilere odaklanmayan, istikrarsız noktalara bakmayan, kırılmalara dikkat kesilmeyen, anlamdan kaçan boşlukları önemsemeyen bir metin olarak kıyasıya eleştirileceği ortada. Biliyorsunuz, tarihte anlam aramak neredeyse bir suç. Bütünlük suçtur, bu post-modern anlatıcılara göre. Ancak partizan bir tipin bu suçtan sakınacağını da sanmak safdillik olur. Bütünlük arzusu, kendilik arzusudur.

Kendilik talebi başka bir şey, bireysellik başka bir şeydir. Günümüzde edebi bir tür olarak biyografinin öne çıktığını görüyoruz. Hatta bir “biyografi patlaması”nın olduğunu söylemek bile mümkün. Çeşitli şairlerin, siyaset ve düşünce insanının biyografileri üzerine çalışmalar çıkıyor. Ancak İsmet Özel’in biyografisi bilindik anlamda biyografi değil, bu bir “masal”dır. Biyografi türü modern burjuva bireyini merkeze alır. Modern insanın tarihi kendi yaşamıyla sınırlıdır. Öznenin, yani bireyin doğumuyla başlar, ölümüyle son bulur. Biyografiler kronolojiktir; kişinin bireysel hikayesi ve somut ampirik, ansiklopedik bilgiler içerir.

Demek istediğim şu: Tevfik Fikret’in hikayesi Fikret ile başlar. Ancak İsmet Özel’in hikayesi, İsmet Özel ile başlamaz. Tıpkı Yusuf’un hikayesinin Yusuf’la başlamadığı gibi. Yayınladığı ilk şiirinde İsmet Özel “ölüler beni serinliğe yakıştıramaz” dediğinde, kendi tarihini kendi doğumuyla, biyolojik yaşamıyla değil, çok büyük bir hikayenin parçası olarak başlatır. Bu, bireyin değil kolektifin; “ben”in değil “biz”in hikayesidir. İsmet Özel hikayesi o nedenle İsmet Özel ile başlamaz; Şair, Komünist, Türk, Müslüman ile başlar ve onlar ile son bulacaktır.

Özel’in en başından beri sabit kalan fikirleri nelerdir? Onu hep aynı adam kılan nedir?

İsmet Özel’in sabit kalan düşüncesi Batılılılaşmanın vicdan azabıdır. Ülkesinin tam bağımsızlığını ve toplumsal yaşantımızın onurlu yapısını her düzlemde tesis etmek düşüncesidir. Dünyayı kapsayan tarihsel bir aktör olarak dünyada var olmaktır. Bugün bütün dünyada iki tip insan var: Batı arzusu taşıyan insan ile (ki bu arzu kapitalist-modernlik arzusundan başka bir şey değildir) Batı’nın vicdan azabını duyan insan. Ya Türksün ya Amerikalı, üçüncü bir hal yok. Özel’in kastı tam olarak bu antagonistik (uzlaşmaz karşıtlık) gerçekliktir. Batılı güçler bu vicdan azabını arzuya çevirmek, Batılılaşma karşıtı güçleri sistemle bütünleştirmek, ölüm içgüdüsünü yaşam fetişizmine çevirmek adına elinden geleni yapıyor. Küreselleşmiş kapitalizm karşıtı bir çaba ortaya koymak bugünlerde çok zor hale geldi. Batı karşıtı bütün çabalar bir biçimde boşa çıkarıldı. Ülkemizde de Batılılaşmanın vicdan azabını duyan güçler vardı ancak bu azap çok sürmeden Batı hayranlığına tahvil edildi ve sahici olmadığı ortaya çıktı. Partizan dediğimiz tip de Batı arzusu karşısında kendisi olmakta ısrar eden, kendi varoluş çabasını politik bir varoluşa bağlayan, nomosu (namusu) dağılmış bir dünyada kendi namusunu korumaya çabalayan bir figürden başka biri değildir. O, yerleşik dünya düzeni içinde yer almayı ülkesi adına reddeder. Batılı olmanın huzurunu duymayı kabul etmez, daha üstün değerler adına bundan azap duyar.

Türkiye’de uzun zamandır ideolojik-politik olarak büyük alt-üst oluşlar yaşıyoruz. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünen herkesin hızla yerleşik düzenle uzlaşmanın yollarını aradığına şahitlik ettik ve ediyoruz. Bu bakımdan Özel’in tutumu çok net: O, uzlaşmazlık çağının son figürlerinden biridir. Batı arzusunda ısrar hem bizim için hem de insanlık için bir felakettir. Kapitalist-Batı dünyasının elde ettiği zaferleri yenilgiye çevirmek adına çabalamak.. İşte Özel’in kurucu endişesi bu. Batının üzerimizdeki saldırılarına, ülkesini intikama yöneltmek suretiyle karşılık vermeye çaba harcayan partizanın adı “İsmet Özel”dir. Sefil bir oportünizm (fırsatçılık) ve kof bir radikalizm karşısında İsmet Özel, İstiklal Marşı gibi gür, bereketli ve görkemlidir. Onun bedeni, hayasızca akınlara dur diyen partizanın siper-bedenidir. Ve İsmet Özel bu siperini hiç terk etmemiştir.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: